Archive for the 'Fotograf' Category

Dert – Derman İlişkisi

Chema Madoz

Bu derdin dermanı, kendinde saklı…

Fotograf: Chema Madoz

Sessizlik…

Yok bu işin sonu

Gül Güz Gün

Rüyaydı, geçti…


Yine sen vardın olmaman gereken yerlerde. Her bitti dediğimde bir başka şekilde çıkıyorsun karşıma ve her seferinde daha bir karıştırıyorsun aklımı, kalbimi, hayatımı. Gerçeğinden kendisini kıskandırarak bakıyorsun bulaştığın her rüyada ve ben daha da özlüyorum hiç yapmamam gerektiği gibi, senin hiç gelmemen gibi hani.

Sadece hatırlamak istediğim yerleri kaldı şimdi, uzun olduğu kadar çabuk biten bir gecenin ve sonrasında yakamı bir türlü bırakmayan bir alacakaranlık ertesinde. Yatağımda öylece uzandım, kalbimin bütün ağırlığı kalbime vururken ve bırakırken bütün benliğimi bir yastığın üstüne usulca, düşündüm düşlediğim her bir şeyi tekrardan. Çıkamadım içinden yine kaybolduğum derin karanlıkların. Çünkü göremiyorum artık, senin söndürdüğün o ışığı; bulamıyorum işte, senin kaybettiğin o mutluluğu.

Mutluydun kaçarken benden, bana dönerken bir de. Her çıkışın bir inişi olduğu gibi ağlıyordun yine, karışırken gülüşün bir gülün rengine. Anlamlandıramadım yanımdaki mutluluğunu, bunca yılın sonunda bıraktığın geçmiş hayatının bir izi bile yoktu gözlerinde, tutarken elimi bir deniz kenarında. Sen konuşmadıkça daha da bir anlamlandı bu rüya, gülen yüzün, gülen gözün gibi. İnşaAllah kalbin de o kadar mutludur, bilmediğim, görmediğim ellerde.

Ne olduğunu anlamadan gidiyorsun ya bir de, işte en çok o koyuyor adama…

Durgunum…

İst

Bir küçük dokunuş, ellerinden akan…

Ya da bir bakış, yüreğime dokunan…

Öylesine

1 zaman

her zaman

ya da tek zamanlarda kayboluyorum

dünyanın şeklinde

insanların gözlerinde

kalbimin ağlamasını durduramadan

yaşlanıyoruz harcarken 1 zamanı

Isının hadi…

Gece bekliyor beni şimdi, kendim olabilirliğim olan bir zamanda adını saatime yazdırabilen yegâne an bekliyor…

Çıplak oturuyorum gecenin içinde ve ısıtabiliyor beni bütün sessizliğe rağmen. İnsan kalabalığının ortasında, zaman zaman yetmeyen eşya fazlasıyla yüzünde patlayan bir karanlık var, gecenin başladığı yerde, tam içinde hani. Ve ben şimdi daha bir gerçek olabiliyorum, kendim gibi, ben gibi sanki…

Gecenin soğuğu bile bir başka asılıyor ruhuma, bir yolculuk telaşına eşlik ederken. Terk ettiğim her bir şey takipte şimdi, beni bana bırakmadan tek tek yoluyorlar hayatın bende kalan her bir yaprağını, eşitlerken durumu aynı sayıya…

Bir aşığın ağzından dinlediğim şiir ya da gözlerinde hasret taşıyan her bulut anlatır şimdi benim taa şuramdan geçen her duyguyu. Bir deniz kenarına çizdiğim bütün kalpleri, inceden bir müzik alır götürür, hüzünlendirirken ayrılıkların her anını. Kopamamanın, sadakatin, unutmamanın, zorlukların, dostlukların, kardeşliklerin ve bütün aşkların bir insanın kalbinde bıraktığı her bir şey şimdi bir su damlasına karışır, insanın yanağından süzülen…

Özür

Bu dağlar sizin olsun, çünkü ben nasıl başlayacağımı bilmediğim bir hayatın nasıl bittiğini bile anlamadığım bir zaman dilimini yaşıyorum, arkamda bıraktığım herşey için dökerken gözyaşımı. Henüz tadını alamadan, kendim için bir şey yapamadan gidiyorum uzak memleketlere, önceden olduğu gibi, şimdi olduğu gibi. Kulağımda ağır bir ezgi, gözlerim yaşlı, kalbim yaralı bırakıyorum bir daha bırakmayacağım herşeyi. İçimden zerre kadar gelmezken yollara düşmek, bir hayata bağlı diğer bütün hayatlar için, kurulan bütün hayaller ve çekilen bütün cefalar için bir çentik daha atıyorum, silmem gereken bütün özlemlere.

Ve şimdi bırakıyorum, bırakılmaması gereken her birşeyi. Yıllar önce hissettiklerimden çok daha farklı duygularla gidiyorum, yeni bir adım atmaya. Bunca yıl beklemiş olan ya da bekleyecek olanlardan diliyorum, yokluğumun özrünü…

Zaman…

9

Sonunda tek hane göründü uzaklardan bir yerden, beklenen herşeyin ötesinden gelip buldu bu zaman arasını. Tek hane, tek zaman. Beklemekle geçen bir ömür ve sonrasında ne getireceğini bilmediğim bir harcanmışlık var ayaklarımda. Bir soba başına ısınması için bırakılan planların kuruluğuydu şimdi kapımı çalan, açmamak mümkün değil…

Bunca zaman beklediğim herşey şimdi daha da zorlar oldu beni, dinlediklerimin hepsini anlatmamak haram. Nereden başlayacağımı bilmediğim bir hayat vuruyor kıyılarıma ve ben bütün acemiliğimle bakıyorum bir gün batımına daha, ayallarımı ıslatırken kendimden geçmişliğimde. Baktığım, bıraktığım, yaktığım her gemi şimdi beni bekler, küllerinden doğacak bir garip çelişki içinde ve ben şimdi yeniden hazırlanıyorum ömrümün ikinci büyük mutluluğuna.

Yazdı, yazdığımda ve mevsimler gelip geçti yazdıkça. Ağaçların düşürdüğü her yaprak için bir çentik attım bu hayata. Şimdi dallarında kalan her bir yaprak için geliyorum, sırf bir çizgi daha olmasın diye yüzlerinde sevdiğim her bir varlığın. Hiç bir hayale uymayan bir hayalle geliyorum onlara, bütün olmuşluğum ve hasretimle. Ve belki de son defa; hayat, geliyorum işte sana…

(Z)ehir

Şafak ?/?

Yeni bir gün daha doğuyor bir sahur sofrasının arkasından. Ve toparlanmayı bekleyen bir hayatta tutulacak bir oruç kalıyor benimle. Nereye gideceğini düşünmeden yaşanılan bir hayat, dağılacağı kadar dağılmış bir yürek ve umutsuzluğunu bütün beyaz sayfalara yazmış bir çocuk var şimdi. Günün ilk ışığı penceremden sarkıyor içeri, odanın bütün itirazlarına rağmen ısrar ediyor ve kazanıyor bile uykusuzluk üzerine bir savaşı. Müzik eşlik ediyor, penceremde biriken alacakaranlık kadar durgun, benim kadar sessiz ve ben seni düşünüyorum yine, eskisi gibi…

Bırakamadığım bütün hayallerim senin etrafında bugün. Kalıcılıklarından, ol(a)mayacaklarını bildiğim kadar eminim, bir yeni güneşe daha adını kazırken, kasvetli bir gurbet sabahı. Bulutların arasından sızan belli belirsiz bütün ışık parçasında değiyorsun, her zamanki yerine ve ben seni yine saklıyorum, bir türlü bulunamamış bir kaf dağının ardına. Masallar anlatıyorum sana, inanmadığın ama duymak istediğin bütün her şey içinde gizli.

Ben anlattıkça gözlerin ağırıyor, anlattıkça daha bir aydınlanıyor odamın sabahı. Masumluk o güzel yüzünden yansıyor duvardaki kırık aynaya ve ben daha bir yanılıyorum seçerken hayallerimi aynada. Bakıyorum sonu hüsran. Biliyorum başı yok. Görüyorum şimdi yanıbaşımda bir yanlızlık oturuyor senin dev yokluğunla. Bir sabaha karşı, bir bana…

Bu kaçıncı yaz…

Res…

Güneş değse yakar

Gölge olsa kanar

Kalbim…

Güzel…

Nedense bu resim çok hoşuma gidiyor, çok şey görebiliyorum bulanık yapraklarında bir çiçeğin, kendi hayatımdan, taa derinden…

Herşey…

Bir kaya parçasında ya da bir çiçeğin doğaya dokunuşunda, beni her bakışımda benden alabilen bütün su birikintilerinde, uçabilen ya da uçamayan bütün yaratılmışlarda başka bir hayat görebilmek, bekleyebilmek bütün umutları geceden kalma bir yıldıza yükleyip…
Hayatın bizi ‘bekleyen’ ya da ‘beklemeyen’ bütün güzellikleri için yaşamak lazım, onlar yaşadığı sürece…

Başka bir şehir, başka bir gece…

Sayfa 1 / 41234»