Hayat, boyu hiçbir şeye yetmeyensin sen…
Halbuki ne uzun, bitmez tükenmezdin; bir doğumdan hemen sonra yetiştin bir zamanların uzaktan baktığın o ahşap raflarına. Ve sen değil miydin yine bize anlatan, bir kuru yaprağın sonbaharda savrulmasını…
Bir telefon çalar, bir mektup gelir bazen kapı zili anlatır bir şeylerin zamanının geldiğini. Gelen, öyle sıradan bir şey değildir. Gelen, kapıları kırmadan içeri girebilecek olandır, bir duvar arkasına hiç iz bırakmadan geçebilen ve bazen bir dünyayı değiştirebilendir, bir canlının kendini kaybetmişliğinde ya da kim bilir bulmasında asıl anlamını hayatın.
Bir telefon çalar ve ses usulca anlatmaya başlar bize. Bir çığlık olur bazen sessizliği, kimi zaman ağlamak olur bir daha yaşanmayacak zamanın bizde bıraktığı. Acaba ne olurdu, telefonun ucundaki ses bize “bu son” derse, bir daha yok derse ya da bu ses bundan sonra çıkamayacak derse. Uzaklıkları güneş cinsinden hesaplanmış bir ayrılığı birbirine bağlayan bir konuşma var ve kahramanlardan birisi gidiyor artık. Bir daha dönmemek üzere, bir daha konuşmamak için, bir daha dinlememek bir daha sevmemek için ayrılıyor, istemsiz…
Bir telefon çalar ve o ses ne söyler? Hele ki biliyorsa “son” olduğunu, nasıl anlatır ne olacağını? Bazı anlar tarifsizdir ya, bir hastahane odası mesela, bir hapisane, bir mahkeme bir de nikah salonu herhalde. Nasıl açıklanır yaşanan? Bir de bütün sonlar var anlatılamayan. Her sonun yeni bir başlangıç olduğu ama yine de bir türlü sonlandıramadığımız herşey bir sese saklanır bazen, yani bize ne olduğunu anlatamayan bir titreşim işte.
Bu ses hiç bir şeye boyu yetmeyen bir hayata ait ve bu ses bu sefer son kez çıkıyor, bunca şey söylemiş bir kalpten. Her kelimenin sayıldığı bir zaman arasında, son kez zorlanıyor, bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olmayışına ve yine bundan sonra hayatın daha uzamayacağına…
Bir telefon çalar ve hayat son kez biter…
nasil yani?
Hatice,
Her zamanki gibi yazmışım aklıma ilk gelenleri ve anlatamamışım yine asıl anlatmak istediğimi. Aslında anltamak istediğim, bir insanı arıyorsun, ve bu arayış bir son… Bir daha bu hayatta duramayacaksın hiç bir durakta çünkü bu durak ta son… Acaba ne söylerdi insan, ne konuşur, ne anlatırdı son kez konuştuğunu bildiğin birine?
Gereksiz bir konu gibi görünebilir ama inan hayat çok kısa, ve aniden karşımıza çıkabilecek bir uzaklıkta ölüm…
unuttuklarımızı(çok uzak gördüklermizi) hatırlattığın için sağolasın…
selam ve dua ile…
Leyal,
Estağfurullah, konu itibari ile insanlara çok uzak gelebilir.
Rabbim gecinden versin demek istiyorum ama hakkımızda hayırlısını versin daha önde gelmeli sanırım…
tamam. boyleyse iyi. ben de gidiyorsun sandım, ikna teorileri uretmeye basladım.
son kez konustugunu bilmek..
bu dayanılabilir bir sey mi?
asla.
Hatice,
Geçen ay aklımdan geçiriyordum, kurudum kaldım diye, bırakalım artık bu işleri diye ama yazmadan da olmayacağını gördüm diyeceğim, sonradan aleyhimde delil olarak kullanılmasından korkarak… Hakkımızda hayırlısı.
Allah kimseye göstermesin, dayanılmaz olanı.
yaz ama başka şeyler yaz Orhun.
içine bakmayı seven bir insansın ama
dış olmasaydı iç de olmazdı..
işe başladın mı mesela? onu yaz.
oraları yaz..
gezdin mi tozdun mu?
hiçbir şey bulamasan şehir bugün yağmurlu yaz
bizi de düşün ya,
hayatta hala yazılmaya değer güzellikler var
niye paylaşmıyorsun bizimle??
neyi çok konuşursan ruhuna o hakim olacaktır..
yaşasınnnnnnnnnnnnnn insanın pozitif düşünen arkadaşlarının olması kesinlikle muhteşem bir şey teşekkür ederim hatice ve orhunum bence söylenenlere kulak vermelisin
Merhaba,
uzun zamandir okuyorum yazilarinizi. Simdiye kadar yorum yapmaktan kacindigimi ifade etmek isterim öncelikle. Lakin, cok iyi yaziyorsunuz.
Benden sizin gibi vatanimdan uzaktayim. Egitim icin 2000 yilinda göctügüm vatanimdan ayrilirken hissettigim duygulari buluyorum yazilarinizda. Belkide siz olmasaydiniz asla hissedemezdim. Ne Ankara canlanirdi, ne istanbul ne de O.
Yaradanim sizden razi olsun.
selam ve Dua ile…
Hatice,
yazmak lazım, hemde çok uzun… Ama inan ben bugün işte şöyle oldu diyebilecek bir insan değilim, normalde böyle şeyler konuşmuyorum, kaldı ki buraya yazayım, sizin de vaktinizi “boş” şeylerle doldurayım.
Ama yine de varlığınız çok güzel, mesela bir gün bunu yazacağım inşallah…
Ablamcım,
(Anladın di mi?)
Cihangir,
Hoşgeldiniz demek istiyorum, her ne kadar uzun zamandır sessizce takip etseniz de.
Genelde ilk yazıldıkları halde kaldıkları için de anlatmak istediğim şeyin tam anlaşılamamasından korkuyor(d)um. Lakin benim tam olarak hissettiklerimi siz de dünyanın bir başka kenarında hissediyorsunuz. Allah yardımcın(m)ız olsun. Yazıyor musunuz sizde? En azından benim gibi, rahatlamak için…
Teveccühünüz, inanın bazenkelimeler yetmiyor anlatmak istediğime ve saçmaladığımı düşünüyorum, tabi yazıyı yolladıktan sonra
Hepinize çok teşekkür ederim, buralara benden çok sahip çıktığınız için..
Orhun’un Ablası
Rica ederim ama bir işe yaramadı görüyor musunuz?
Aynı tas aynı hamam..
Bir gun blog dunyası tamamen biterse “Bi Orhun vardı” dicez, “hep ayrılıktan dem vuran..”
Selamlar,
Akşama doğru fırça yiyeceğimi bile bile yazıyorum işte
)) inşallah onun o yazan o elleri ve yüreği hiç bir zaman pes etmezde bizde mahrum kalmayız asla okumaktan (bu arada kızamaz pek bilmez kızmayı pamuk prens ruhludur kendisi aslında)
Ben biraktim yazmiyorum. Belkide tükendim yazmiyorum.
Hatice,
İşe yaramaz olur mu hiç, görünürde hiç yaramasa da, dünyanın bu ucunda bir çok şeye yarıyor söylediklerin.
Ayrıca bitmeyen bir şey var mı?
Cihangir,
Keşke bırakmasaydın demek istiyorum ama diğer taraftan da anladığımı düşünüyorum. Her birimizin yaşadıkları ayrı olsa da hissedilenler sanırım birbirine çok yakın.
Sev beni,sar beni
Bir tek kötü sözün sarsar beni
Bilinmez denizlerin kuytu koylarında..
Bil beni,al beni
Bu saçma sapanlıktan kurtar beni
Uykusuz gecelerin gizli örtüsünden
Çıkar beni
Ben bunları kimseye anlatmadım
Kendimle bile konuşmadım
Ben bunları kimseye anlatmadım
Bir tek sen duy diye
Sen bil diye
Sen anla diye
Sor beni,bul beni
Sessiz şarkılarda çal beni
Bulutlar ülkesinden kuru topraklara
İndir beni
Sez beni,yaz beni
Karmakarışıklığımdan çöz beni
Birikmiş tortuların kirli sularından
Süz beni
Bülent Ortaçgil