Monthly Archive for Haziran, 2007
Sınav işte bu hayat, kimi zaman bir iyiye karşı, çoğunda bir kötü galip… Yokluğunda öleceğimiz ve varlığını bilmediğimiz bütün güzelliklerin harmanlandığı büyük bir hiç, doldurmasını bilmeyen her insan için. Kötülüğün yalnızca bir kere kazanması yeterken, bütün gücüyle bir hata yapmadan çarpışması lazım iyiliğin. Zorlukların hepsinde korku saklı, titretirken insanın kalbini, sallarken bütün haşmetiyle bir yaprağı, tutunmaya çalıştığı dalda..
Bir aşk gömülü duruyor orada, hemen mezarımın yanıbaşında.
Bir aşk işte, çocukluktan kalma bir alışkanlık gibi
Bir aşk, bir kaderi değiştiren..
Bu aşk bir ilk, hayatın kendisi gibi
Ve bir son, olabilirliğinden emin
Kararların arkasına saklanan bütün karalardan
Denizlerin peşi sıra gelen diğer karalardan
Ve bir de hayatın kendi karasından bir aşk..
Sakladığım her dokunuş
Dokunamadığım her bakış
Bir ilke gizlendi
Bir son olabilirliğinden emin..
Bir aşk var bu hayatta, tek aşk
Kimselerin haberi olmadan 40 yıl beklenesi son aşk..
Hayat, boyu hiçbir şeye yetmeyensin sen…
Halbuki ne uzun, bitmez tükenmezdin; bir doğumdan hemen sonra yetiştin bir zamanların uzaktan baktığın o ahşap raflarına. Ve sen değil miydin yine bize anlatan, bir kuru yaprağın sonbaharda savrulmasını…
Bir telefon çalar, bir mektup gelir bazen kapı zili anlatır bir şeylerin zamanının geldiğini. Gelen, öyle sıradan bir şey değildir. Gelen, kapıları kırmadan içeri girebilecek olandır, bir duvar arkasına hiç iz bırakmadan geçebilen ve bazen bir dünyayı değiştirebilendir, bir canlının kendini kaybetmişliğinde ya da kim bilir bulmasında asıl anlamını hayatın.
Bir telefon çalar ve ses usulca anlatmaya başlar bize. Bir çığlık olur bazen sessizliği, kimi zaman ağlamak olur bir daha yaşanmayacak zamanın bizde bıraktığı. Acaba ne olurdu, telefonun ucundaki ses bize “bu son” derse, bir daha yok derse ya da bu ses bundan sonra çıkamayacak derse. Uzaklıkları güneş cinsinden hesaplanmış bir ayrılığı birbirine bağlayan bir konuşma var ve kahramanlardan birisi gidiyor artık. Bir daha dönmemek üzere, bir daha konuşmamak için, bir daha dinlememek bir daha sevmemek için ayrılıyor, istemsiz…
Bir telefon çalar ve o ses ne söyler? Hele ki biliyorsa “son” olduğunu, nasıl anlatır ne olacağını? Bazı anlar tarifsizdir ya, bir hastahane odası mesela, bir hapisane, bir mahkeme bir de nikah salonu herhalde. Nasıl açıklanır yaşanan? Bir de bütün sonlar var anlatılamayan. Her sonun yeni bir başlangıç olduğu ama yine de bir türlü sonlandıramadığımız herşey bir sese saklanır bazen, yani bize ne olduğunu anlatamayan bir titreşim işte.
Bu ses hiç bir şeye boyu yetmeyen bir hayata ait ve bu ses bu sefer son kez çıkıyor, bunca şey söylemiş bir kalpten. Her kelimenin sayıldığı bir zaman arasında, son kez zorlanıyor, bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olmayışına ve yine bundan sonra hayatın daha uzamayacağına…
Bir telefon çalar ve hayat son kez biter…
Bugün bir şeylerden vazgeçmeli. Bırakmalı hayatın ortasında duran bir şeyleri bir kenara ve kenarda kalanları almalı artık ortaya. Tadına varmalı tadı bütün bir sabah kahvaltısının, kilo derdinden vazgeçerek ya da sinemaya yalnız gitmeli vazgeçerek bütün arkadaşlardan, adını yazmalı bir kağıdın çizgileri arasına, çizmek istediğim bütün resimleri ardımda bırakarak, kimbilir belki de hayatı vazgeçilmez kılmayı bırakmaklı, tadına daha da varmak için gözlerimizle göremediklerimiz uğruna.
Vazgeçmeli, şimdiye kadar uğrunda kanat çırptığımız bütün aydınlıklardan ve biraz da karanlıkta yürümenin tadına varmalı, dinlediğimiz şarkıların ışıkla olan savaşına seyrici kalmadan. Bir şeylerin daha tadına varmalı şimdi, vazgeçerek sevdiklerimizden ya da sevmek istediklerimizden.
Pişman olmamalı tercihlerden ya da bir acı saplanmamalı yüreğimizin tam ortasına ve biz bir başka şey seçmeliyiz, zamanın bize getirdiklerini ve bizden götürdüklerinin adını bir beyaz kağıda yazarken. Her ne kadar gelen ve giden şeylerin dengesi hep gidenden yana ağır bassa da, yaptığımız tercihler yapıldıkları zaman itibari ile doğrudurlar, doğru kalmalıdırlar. Tercihlerden ya da vazgeçmelerden doğan pişmanlıkların yolumuzu kesmediği bir hayat için anın güzelliğini taşımak zorundayız bir sonraki zamana.
Bugün vazgeçmeli zamanın bize unutturamadığı her bir şeyden. Her gelen gün yeni bir hayatın ilk günü; ve her yapılan, bir şeylerin başlangıcı olmalı. Yeniden başlayacağım bir hayat için vazgeçiyorum şimdi, bunca zaman beni yoran ama tepedeki o güzel manzarayı bana gösteren herşeyden. Tercihim bir kısır kaybedişten yana, tıpkı yarın yeniden doğacak güneşten bu gecelik vazgeçişim gibi. Doğduğunda ısıtacağı farklı bir dünya için, baktığında kamaşacak yeni gözler ve her batışında huzur verecek başka yürekler için vazgeçmeli. Ya da yeni bir başlangıç için, huzur için, mutluluk için, aşk için…

