S(e-o)nsiz

Ardında bırak şimdi ağlarına asılan bütün zaman ağrılarını. Bırak bir karanlık gece ertesi yanağından süzülen her uyku damlasını. Bir daha bırakamayacağın her bir şeyi koy şimdi gözlerine ve kapat artık onları, bir belanın ertesinde, göz kırpan bir güne.

Geceler daha kara, gündüzler daha soluk geçiyor her köşesinden döndüğüm gün, hayat daha bir bulanik şimdi. Her uyanışın bir yorgunluğu var ya insanın üzerine basan, bu günlerde daha bir ağır, uykunun hesabını sorarcasına. Farklılığında yaşadığım her bir hissin ve o hissi yaşadığım her bir anının boşluğunda yankılanıyor yüreğimden kopan bütün çığlıklar.

Her ne kadar koşsam da bir çift gözün peşinden, uğruna yalanlar söylenebilecek, bir köşede sıkışıp kalıyorum bütün yalanların kovaladığı bir hayatın pençesinde ve bir cümle devrikliğinde yaşıyorum hepini, bir şeylerin gölgesinde. Ben güneşi bu kadar severken, bu kadar uğraşırken ısıtmaya soğumuş kalbimi ve bu kadar tutunmuşken dallarına - senin de oturduğun bir ağacın - kaçamıyorum işte… Kaçamıyorum kelimelerinden, kaçamıyorum duruluğundan gözlerinin ve kaçamıyorum işte yanacağımı bildiğim bir yakan top oyuncusundan. Gözlerinin içinde kayboluyorum bir can yakalayabilmek için ve kalbim ellerinde beni yakan top oluyor, her geçen gün, yeniden…

7 Responses to “S(e-o)nsiz”


  1. 1 Mihman

    Yar’e:
    Sen ordan küçük bir ateş yakarsın umarsızca, ben burda deli volkanlara dönüşürüm. Bir cerrah değilsin ki cerahatini akıtasın yaralarımın. Yar’sin ve yar’sın önce bulutlara çıkarıp sonra içine düştüğüm…
    Ve yazıcıya:
    Aşk hafif değildir ki nekaheti ferah geçsin dostum. Söyle kalbine “daha yapılacak çok işi var.” :) eyvallah.

  2. 2 Kırmızı

    Güzel artık — ler arasına alabilmişsiniz, düzelme var,

  3. 3 Hatice

    Selamlar Orhun,

    Kardeşin alttaki şu uzun metni sayfalardan taramadı. Elleriyle yazdı, hem kendinin hem de okuyanın içine işlesin diye. Okumaya üşenmeyeceğini biliyorum. Sadra şifa olur inşallah.

    Dua ile,

    ***

    -Tefekkür Hira’sında YALNIZLIĞI O’NA OYNAMAK-

    Her ne kadar zaman ırmağında ilerleyen insanlık gemisinin kutsiler kamarasında yolculuk yapıyor gibi olsam da, her nedense kendimi hep yapayalnız hissediyorum içimde. Kimi kimsesi olmayan bir yetim, bir öksüz misali. Yüreğimde sürekli bir ocak yanıp duruyor içten içe. Nemli bir tomar kağıdın yanması gibi duman duman ve alevsiz. Manastıra kapanmış bir rahip olsam, gam yemem.. ya da kendini yalnızlıklara adayan bir Rousseau. O, bu yalnızlığını haksızlıklara karşı savaş açan kitapları için kullanmıştı. Ya ben? Ağzımdan bal mı damlıyor, yal mı? Niyetli eteklemeler nefret uyandırır. Yazılarıma kendimi, ruhumu boca ediyorum. Kendime mecburum, yalnızlığa mahkum. Vakt-i merhununa kadar. Yalnızlık kredi kartım. Nereye mi kullanacağım? O’na. Tabii ki elimdeki bütün kartları O’na oynayacağım ve oynamalıyım.

    Ey Büyük Yalnız! Yalnızlığımın yegane enis ü celisi sensin. Senden yalnızca seni dileniyorum. Önce, kendi menkıbesini oluşturan özgür ve özgün benlik sahibi bir insan, sonra da benliğini sıfırlayıp senin mutlak sonsuzluğunda yok olmakla varlığa erenlerden olmak istiyorum. Bu yalnızlık duygusuyla nereye gideyim, ey Kimsesizler Kimsesi? Seni bildim, Sana geldim. Dostlarınla beraber eyleyerek dostluğundan haberdar eyle beni. Senden muhabbet, Senden meveddet, Senden ünsiyet bekliyorum.

    Şu keib gönlümü said edecek, yalnızlığımı giderecek ahiretlik yarenler, hayırhahlar, kader-mend dostlar diliyorum. Kutlu dostluk sidrenin izdüşümü misali öyle yükselen dostluklar yaşat ki, hiçbir zaman nostalji hastalığına yakalanmayalım. Hal-i hazırın cenderesinde sıkılıp mazinin koynuna sığınmayalım. İstikbalin ufuklarına uçarken her günümüz, dünümüzden daha derin, daha engin, daha yüce ve daha öte olsun. Ebedlere kurulan bu basamakta ilerlerken adım adım, bir önceki düşük-ayar günlerimize tövbeler edelim. Yarınlarımız bugünlere, ertesi günlerimiz de yarınlarımıza istiğfarlar çeksin. Hazreti Sonsuz’a (cc) uzanan bu çileli yolda sonsuz terakki kaderimiz olsun.

    “Dileğim şunlardır Rabbimden sadece/Kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe” diyen bir Konfüçyüs’üm ben. Öyle ki kitap okumak ve yazı yazmak, dostlarımdan kimi vakit alıkoyuyor beni. Satırların tutsağı oldum adeta. Yaşaması belli fedakarlıklara bağlı sevgiler, birer birer solup gidiyor uzun süre gıdasız kaldıklarında. Vakit ayırmak, ilgilenmek ve beslemek gerekiyor onları ara ara. Yalnızlığımı kitaba ve kaleme hasretmişim, yani duygu-düşünce Hira’sına. Tefekkür ayak olmuş, ızdırap derman. Kırk yılda kaç adım atabileceğim, Maksad-ı Ezel ve Ebed’ime doğru. Mağaram bir kabre benziyor, her yeni doğan günle birlikte: “Ene beytü’l-gurbeti, ene beytü’l-vahdeti ve ene beytü’t-turabi… Ben gurbet eviyim, ben yalnızlık eviyim, ben toprak eviyim!” diyen bir kabre. [Tirmizi, Kıyame 14]. Kabrim cennet bahçelerinden bir bahçeye mi dönüşecek, yoksa cehennem çukurlarından bir çukura mı? Ben kendimce gönül cennetimde şafak sayıyorum. Cuma günü gelsin de, o Güzeller Güzeli Biricik Sevgili’yi göreyim, hiç olmazsa sesini işiteyim, en azından varlığını hissedeyim diye. Halvetlerde O’nu bulamadan, gurbetlerde dostluğuna eremeden ölmek korkusu sarmış benliğimi, bekliyorum sarsın ümidiyle.

    Ve dudaklarımda kelime-i şehadetim: “Allahümme enis vahşeti ve’rham ğurbeti. Allah’ım! Benim yalnızlığıma yar-i enis ol ve gurbetime merhamet buyur, (bana yakınlığını duyur).” [Ahmed b. Hanbel 5/194, 6/444; Mecmeu'z-Zevaid 7/95]. Allah’ın Habib-i Kerimi Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (Aleyhi Ekmelü’t-Tehaya) müstecab dualarını şefaatçi yaparak gönül mağaramda ülfet, ünsiyet, şefkat ve merhamet melekelerini intizar ediyorum. El-intizar eşeddü mine’n-nar, bu doğru. Ama ateşe atılmadan da haliliyet cennetine erilmiyor. Bu yüzden, evet sadece bu yüzden, ancak yalnızlığıma dokunmayan dostlarımla birlikte olabiliyorum. Beni benden (yani O’ndan) eden her türlü birliktelikten çekiniyorum ve çekiyorum. Ne olur, üzerime gelmeyin. Yalnızlık, yaşantımda ve yazılarımda debisi yüksek, kanı bol bir atardamardır; onu kesersem ölürüm.

    MUSA HUB, İKİNDİ KANAVİÇESİ

  4. 4 orhunb

    Mihman,

    Seninle buralar paylaşılmalı sonuna kadar. Şimdi beni tekrardan sessizliğe boğdun. Benim bütün blogda anlatmaya çalıştığım çoğu şeyi iki cümle ile öyle net bir şekilde açıkladın ki, ne diyeyim :) Yar’e yazılan mı yoksa yazıcıya yazılan mı daha çok anladı bu yüreği karar veremedim ama yüzümü güldüren yüreğine sağlık, eline sağlık, ruhuna sağlık. Rabbim bunaltmasın…

    Kırmızı,

    Var, var bir düzelme, iyiye yönelme var..

    Hatice,

    Kardeşim hoşgeldi, iyi geldi, yine dolu geldi, yine vermeye geldi yüreğinin derinlerini parmaklarının ucundan dökmeye. Sen de Mihman gibi kalmalısın hep buralarda. Uzun uzun anlattın yine O’nu bize, kelimelerin geçtikleri yerin hissiyatını taşıyor, apaçık, gözümü alıyor…
    Bütün dualara Amin. Ecmain. Konfüçyus’u bilmem de, ben senin bahsettiğin o damarı kesmek istiyorum, akacak kanı umursamadan.

    Not: Çok geç cevap yazadığım için kusuruma bakmayın lütfen, bu ara biraz yoğundum.

  5. 5 Hatice

    burdayım burdayım. arada sessizliğe gömülsem de iç dünyamın kısırlığından kaynaklanıyor tamamen :)

  6. 6 orhunb

    Hatice,

    iyi ki…
    O iç dünya kısırlığından ise bende de var, kayboluyor insan ara ara :)

  7. 7 Masal

    Uykumun iplerinden asıldım,ama nafile..Bir çift göz asılmış benden önce kirpiklerime…

Leave a Reply