Monthly Archive for Mart, 2007

Adak

Mesela bir gün ya da bir şarkı, bir şiir, bir hüzün. Bazen bir kitap, bir kağıt ya da bir hayat; adamak gerek birilerine bu hayatta. Yapılan herşeyin bir nedeni, bir de sebebi olduğunu unutmadan yollamak lazım gitmesi gereken yerlere ve hiç bir zaman unutmamalı senin için yapılan fedakarlıkları, insan olduğunun farkındalığı için hani…

Yoklukların kendisini hapsedebilen bütün güzellikleri şimdi birilerine adıyorum. Dinlediklerimi, söylediklerimi, yazdıklarımı, hislerimi ve yaptığım her birşeyi yolluyorum bir uzak şehirden kendi şehrime, kaldırımlarına hapsolduğum ve varlığında canlandığım o sokak lambalarını da içinde barındıran o güzel yere.

Yaşanmışlıkları bırakırken geride, görülecek bütün güzelliklerin onlar için olmasını isteyerek başlıyorum birşeylere. Kolay olmayan herşeyin şimdi adını değiştiriyorum, ve ben adıyorum, hayatımdan geçecek her yaprağın düştüğü zamanı, hayaller içinde bekleyen bütün güzel insanlara, ki en başta ablama, bütün sıfatlarını hakeden “canıma”.

Anlasana

Kendi kendime devam ettirirken boş hayalleri, kokusunu özlediğim insanlar için savaşmaya devam ediyorum ıslanan bütün hasretimle. Tarihin nereyi veya kimi gösterdiğinin önemini farkettiğimde ise şarkılar hep başka hayatları anlatıyor bana.

Her ardıma döndüğümde, bir el asılı kaliyor havada. Her ne kadar bakmak istemesem de biliyorum, o el orada, benim için dalgalanıyor zaman denen boşlukta. Daha çok koyuyor insana, bir diş ağrısı gibi, bir kalp sızısı hani. Dokunduğu her notadan bir mutluluk bir hüzün çıkartabilenler gibi, daha çok acıtıyor bir insanın önceden çok acıyan yanları. Pişmanlıklardan yoksun, senelerin geçişini seyretmeli şimdi, bir pencereden bakarken hayatıma. Kimi karesinde ürkütücü bir bulanıklık, kimisinde canlı renkler olmalı bu filmin. Seyircisi olmasa da filmin, izlemek isteyenlerin bir rol alması mecburi ve bir senaryo eksikliğinde doğaçlama olarak oynanacak, kapatamadığı her gişede ise anlamsızlaşan bir kalabalık…

Benim gösterdiğimden çok onların anlamak istediği saklanıyor sahnelerine. Bir boşluğun doldurduğu kefeye karşı bir hayat var diğerinde, içinde başrollerin çoktan paylaşıldığı bir kısa film. Kimi zaman boşluk iniyor aşağı, kimi zaman o kısa film dengeliyor bu terazinin burnunu ve ben her eşitlendiğinde atlamak istiyorum bu dengesiz filmden, dengelerini bozmaktan korktuğum hayatlardan ayrı…

Artık

Bengi - Bulbulum Altin Kafeste
Bengi Bağlama Üçlüsü - Bülbülüm Altın Kafeste.mp3

Çok geç, artık çok geç. Yaşananların bir anlamı da senin yüreğinde yüklenmeliydi; alabileceğinden, sığabileceğinden ve kaldırabileceğinden çok daha fazlasını bırakmamalıydın bu yorgun zavallıya. Çok geç artık bazı şeyler için ve bir o kadar da geç kalındı artık geleceğe. Güzel hayalleri erittiğin bir çay bardağında sıcak günlerden konuşmak için artık çok geç…

Ortak paydadaki eşitliğin bozulduğu gün ile geç kalınan bir hayata ait bir paydanın eşitlenmesi için gereken çarpan hep farklı çıktı. Bir işlemi bile yapamadan bıraktığımız her gün yarım, ağlamadan kapattığımız her telefon bir güzel anı ve gözlerinde görebildiğim farklı bir gelecek ise rüyalarda kaldı, içinde olmadığım. Uykusuz günlerimin gecesini seni düşünerek yazmak, sonra sonra ise kağıttan bir kayık olan bütün rüyalarımın bir iz düşümü kaldı bu denizde. Batıp çıktığım her fırtınada, boyumu aşan her dalgada bazen ben kaldım geride, sallarken ellerimi binemediğim her gemiye, içinde sen…

Sessizce anlatıyorum yine. Kimseler duymasın diye bu çırpınışlar, satin tiktakları yorulmadan sen bilme diye. Anlatmaya çalışıyorum içine sığmadığım kelimelerle, söylemeye çalışıyorum ağzına kadar dolmuş bir hayatta. Ben sevgiyi tarif etmeye çalıştıkça bana bakan gözlere, daha kifayetsiz kaldı kelimeler, yazılabilirliklerinden yoksun, söylenebildiklerinde yoktun…

Artık çok geç, unut gitsin…

Yana yana

Bu aralar adımı arıyorum, yıllardır kaybetmişliğin ağrısı dokunmaya başladı artık. Ne yaptığımı, nerede olduğumu, kim olarak kaldığımı bilmeden bakıyorum sağıma, soluma, bir ağacın dalına, ağlamaklı bulutlara, vakitsizce öten bir kuşun gagasına, bunca zaman yollarında kaybolduğum şehirlere ve bir başka insanın adına; bulamıyorum…

Yorulmaktan korkuyorum artık, yorgunluğumu hissetmediğim zamanların yoğunluğunda kayboluyorum, korkularım yanımda. Büyük küçük demeden korkuyorum, hayatın içinde anlamlandıramadığım her bir şeyden ve daha fazla sigara içiyorum artık, dermanı kendinde gizli kalmış her bir korkum için.

Bulamıyorum, bir zamanlar kalbimin bir kenarına yazdığım isimleri; silinmeye yüz tutmuş, bir daha bulundukları yere gelemeyecek olanları. Özlüyorum eski korkularımı, her başladığım yeni günü daha farklı kılan yenileri sayesinde. İçinde bir çok hayat saklı bir benliği bırakıyorum, kaybettiğimi anladığımda adımı, sırf önceki korkmuşluklarım yüzünden. Bundan sonrası farklı olsun diye bırakıyorum şimdi beni geride bırakan her sıfatı ve ben adımı arıyorum şimdi. Bulduğumda doğacak güzellikleri şimdiden karşılayamıyorum, kan kırmızısı kurumuş yapraklar üzerine basarken. Korkarken bir başkası çıkmaktan, adımı arıyorum şimdi, bulsana…

:::

…Bugün

yazmak

istemiyorum

..

.

Durgunum…

İst

Bir küçük dokunuş, ellerinden akan…

Ya da bir bakış, yüreğime dokunan…

Sayfa 1 / 11