Mutluyum sanki, gecenin bir yarısı Ankara sokaklarında yürürken yüzümü kesen soğuğa aldırmadan mutluluğun tadını çıkarttım bu gece. Düşümden geçen her bir şey bu gece yeniden ziyaret ettiler beni, bu sefer kendi seçtiğim yalnızlığın koluma girmesine aldırmadan. Gecenin karası kucakladı bizi, alışılmışlığın farklılığından doğan bir gece lambası gibi kaldırımları aydınlattı, kulağımda inceden bir ses.
Uzun oldu biraz, ilklerin konuşulduğu bir gecenin şahitliğinde döküldü bir çok şey ki yetmedi zaman hayatın kendinden saklanan gerçeklerin söylenmesine. Aslında yazmak istediğim, yazılmasını beklediğim bir çok şey var yine ve yine hayal kırıklığı sarıyor etrafı. Bütün düşünsel şeyler yerini duygulara bıraktı, ara ara yoklamaya gelmek üzere ki bu da başka bir acının kapını çalması için yeterli…
Aslında çok farklı şeyler düşlemiştim yazmak için bu gece, buraya döndüğümden beri biriktirdiğim her bir şeyi mesela, ince ayrıntılarına kadar. Ama her sefer olduğu gibi bu sefer de önemli bir şey oldu ve parmaklarım beynimi dinlemedi, yokluğunda bir şöminenin ya da varlığında…
ya da varlığında bir çayın ankara deminde…