Monthly Archive for Aralık, 2006

Hayallerim var, gerçeği de…

Bayramlar gelip geçiyor hayattan, gözlerimizin kenarında çıkan çizgiler gibi izler bırakıyorlar yaşanılmışlıklarda. Bayramlar geçiyor, bir hasretten başka hasrete…

Yıllardır beklenen bayram gerçek oluyor, bir başkasının hayatında yıllardır beklenmeyen bir şekilde. Çizgiler aynı, çekilenler benzer, insanlar tamamen farklı. Farklı bir bayram vardı kafada, gönülde, yıllar öncesinden kalan, bir paylaşılmışlığın tadında ve bir bayram havasında.

Artık cicilerimi giymiyorum bayramlarda, bir arefe günü alınan ve o sabahı nasıl ettiği belli olmayan ciciler, tertemiz, ütülü, koltuğun üstünde günün ışımasını bekleyen o ciciler. Hepsi içerlerde bir yerlerde kaldılar şimdi, büyümüşlüğümüze inat çıkmıyorlar tıkıldıkları o yerlerden. Ve ben pişman değilim, zarar verdiğim hiç bir kıyafet için, aldığım hazzın altında ezilirken o an.

Bayramlar var hayatta, hiç hayal edilememiş bayramlar, ayrılıklarla, hasretlerle, özlemlerle, acılarıyla, mutluluklarıyla, anılarıyla, sıcağıyla bayramlar var her birimizin hayatında. Paylaşılmayı bekleyen bayramlar var, anlatılabilecek her bir his için bir bekleyen var, başka şehirlerdeki başka ışıklar altında. Her daim bir omuz var, yaslanmak isteyene…
Hepinizin kurban bayramı mübarek olsun inşallah. Duadan unutmadan…

1,2,3…

Şimdi çok daha net bazı şeyler. Zamanın, kaderin ve farklılıkların karşımıza çıkarttığı aynılığı oynamak için bir araya gelen tevafuklar. Şimdi daha iyi anlaşılıyor, bir zamanların hoşuna giden farklı itiraflar, okundukça “Sen miydin O?” dedirten yazılar ve bir yerlerinde gizlenmişliğine kızan bir hayat var şimdi kapımda gezinen. Ne garip bir bilseniz, bir anlasanız çözebilirsiniz, kaderde gizlenen O’nun, zamanında yanı başından geçtiğinizi ama inanmamışsınızdır O’nun O olduğuna, ve belki de hâlâ…

Şimdi hayata başlamak gerek, netliğine kavuştuğumuz şeylerin ve eksik bir şeylerin gölgesinde, dokunmak lazım hiç kar yağmayan bir memleketin sahilinde yaşanması gerekenlere. Bir gün batımının saklanmış olduğu kalbimizi yaklaştırmak için bir şeyler lazım şimdi ki bütün kainat birlikte hareket etmeli artık iki gözü aynı noktada birleştirmek için. “Şans” işte demeden gelmeli tevafuklar ve insan görebilmeli, gözüne batan bir dolu şeyin sanki söz birliği etmişcesine “bir” olsun diye hareket ettiğini…

Zaman bu sefer lehte işliyor, önceki gibi sanki. Ve bu sefer hayat zamana işliyor, birlikteliğinde “iki” hayatın getirdiği “üç” ile birlikte…

Zaman…

Resimsiz aşk

Yazmak; hem çok eski, bir hayatın başına dayanır; hem de çok yeni bir şey, her hissedilenin bir anlatım şekli olması gerektiğine inandığımdan. Bazen yazmak oluyor bir duyguyu anlatan bazen bir bakış, kendinden korkak, bazen de bir dokunuş olur, ürkekliğini saklayan. Ama her zaman böyle olmuyor, bazen insanın göğüs kafesinde sol tarafında taşıdığı şeyi deşebiliyor farklı duygular ve bir ihtiyacın acısını hissettirebiliyor yazılası duygular.

Düşüncelerin yazılabilirliğini ise yazarlara bıraktım ben. Bir anlatım bozukluğunun tadını çıkartıyorum, şimdi anlatılabilir olan her bir duygum için, yazamadıklarımı gözlerim anlatsın. Ve ben şimdi yazıyorum, tadını alabildiğim her bir şeyi, ille de bu sayfadan olmasa da okunacağından emin. Bazen olmuyor, çıkmıyor anlatmak istediğim ve deviriyorum bütün cümleleri ve öyle boyuyorum kağıdımın beyazını.

Anlamak isteyen zaten uğraşmıyor devriği ile ya da düzensizliği ile ki aslolan odur bana göre. Görmek isteyen ya da duymak belki de hissetmek. Hepsi saklı bir yerlerinde hayatın bütün çıplaklığıyla. Verilmesi gereken, söylenmesi gereken her bir şeyi “bir” başkasının bedeninin her hangi bir yerine yazarken, alamadıkları için suçlanmak ayrı bir acı. Ama inadım inat, anlatacağım, yazacağım ve öyle bakacağım, anlaması gereken anlayana kadar. Ya da anlamak istemediğini bana anlatana kadar…

Hık mık…

Tanışıyorum ara ara kendimle, gözüme çarpan farklı benleri bir bir anlatıyorum, yavaş yavaş…

Geceler uzuyor, senelerden hâlâ kış, bir soğuk mevsim olmasına rağmen geceler uzuyor. Kulağımda çınlayan bir ses var gecede, Ankara’nın bir kenarında usul usul çalınan ve bir Ankara rahatsızlığında dar eden olduğun şehri. Bir ses var diyorum, hayatımın her anını sorgularında eriten ve kaldığı yerden sonrasına “tek” yazdırabilme kudretinde.

Paylaşıyorum, paylaşabiliyorum bu sesi kendimle, zamanın verdiği bir ağırlık omuzumda dinliyorum kendimi, bana beni anlatan sesin sahibinden. Ve gözlerim arıyor bu gece, bir şarkıyı, kutusunda saklı kalan bütün hayallerin eşliğinde. Dinlemek istiyorum bu gece, güzelliklerini Yaradan’ın bizlere verdiği, bıkmadan, usanmadan dağılmak istiyorum, kendi içimde “sen”inle birlikte. Gece tanıyorum “ben”i, farklı bir sesin tınısında…

Konuştukça doyuyorum, açlığımın farklı köşelerine değen tat işte, doyuruyor benim hücrelerimi.

Paylaşıyorum işte. Garip duygular bütünlüğü bırakmıyor peşimi, her birinden memnun olmasam da mutluyum, pişman olmadan hissettiğim şeylerden yani. Mantık? Şimdi yok yanımda, uyuşmazlığından başka, uyuşamadığımızdan da…

Şarkı yazmak lazım şimdi, şarkı olmak da. Mühim olan ikisini birden hakeden ile yaşayabilmek, bir şeylerin güzelliğinde dinlemek her ikisini ve bazen söylemek seni anlayabilme ihtimali olanlara. İhtimalin getirdiği başka ihtimalleri de kalbinde hissetmeli mesela, sevme ihtimali, anlama ve anlaşılabilme gibi yani. Zamanın harcadığı güzellikleri yeniden farklı yaşamalı her gün, farklı hayaller kurup onu da ortak etmeli faturasının kesileceğini bile bile ve acımalı bazen için farklı olmalı hissettiğinde sesini ya da tenini…

Hayaller kurmalı dedim ya, bir yol çizmeli o hayale uygun ve o isterse içinde bulunmalı bir hayalin ya da hepsinin, onun anladığından farklı ya da anlatılabilirliğinden. Ama güzel olmalı işte her şey, sonu belli bir şeyler de bir yol görülememesi bahanesinin oluşturduğu farklılığı  anlatmalı ona, güzel olacağını da ekleyerek sonuna.

Anlatılmalı bir çok şey daha kafaların karışmışlığından ziyade bir korku sararken etrafı, içine biraz güven, biraz aşk, biraz deniz, biraz sen ve biraz da ben koyarken yapmalı planlanan şeyleri ve yeri geldiğinde 5 olmalı, hepberaber…

23:59

Mutluyum sanki, gecenin bir yarısı Ankara sokaklarında yürürken yüzümü kesen soğuğa aldırmadan mutluluğun tadını çıkarttım bu gece. Düşümden geçen her bir şey bu gece yeniden ziyaret ettiler beni, bu sefer kendi seçtiğim yalnızlığın koluma girmesine aldırmadan. Gecenin karası kucakladı bizi, alışılmışlığın farklılığından doğan bir gece lambası gibi kaldırımları aydınlattı, kulağımda inceden bir ses.

Uzun oldu biraz, ilklerin konuşulduğu bir gecenin şahitliğinde döküldü bir çok şey ki yetmedi zaman hayatın kendinden saklanan gerçeklerin söylenmesine. Aslında yazmak istediğim, yazılmasını beklediğim bir çok şey var yine ve yine hayal kırıklığı sarıyor etrafı. Bütün düşünsel şeyler yerini duygulara bıraktı, ara ara yoklamaya gelmek üzere ki bu da başka bir acının kapını çalması için yeterli…

Aslında çok farklı şeyler düşlemiştim yazmak için bu gece, buraya döndüğümden beri biriktirdiğim her bir şeyi mesela, ince ayrıntılarına kadar. Ama her sefer olduğu gibi bu sefer de önemli bir şey oldu ve parmaklarım beynimi dinlemedi, yokluğunda bir şöminenin ya da varlığında…

Hoşbuldum

Evet artık… Artık zamanı geldi demek isterdim…

Ankara’daki evimden yazmanın bir hayal olduğu 52 ay sonunda, bir Ankara kışı bakarken Ankara’daki penceremden, bütün bencilliğimle yazıyorum şimdi…

Aklımdan ya da kalbimden geçenlerin belirginliği bu kez yazılarıma dokunamıyor ve ben öylesine paylaşmak istiyorum dualarımı, ihtiyacı olan her gurbet kuşu ile. Anlamışlığım, anlaşılmışlığımı bir boy geçmişken, kelimelere sıkışmış bir hayat karşılıyor beni, nerede kalması gerektiğini bilmeyen…

Tadını bırakamadığım anılar bütünü, hayat adını alıyor şimdi, yalnızlığın sadık eşi gurbet ile vedalaşırken ki kararsızlar kervanında bir yer ayırtıyorum, sevincimin kursağıma takılmasından korkarken. Şansın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ‘dost’ göbek adı takılmış kardeşlerim ve adının hakkını sonuna kadar haketmiş bir aile. Beklentilerin Orhun’dan ibaret olduğu bütün güzellikler burada, ellerinden geleni ardına koymamış karşılıyorlar beni havaalanında ve henüz indiğim uçağı kıskandırırcasına kavuşturuyorlar beni, hasretle bekleyen başka kucaklara, hepsinin gözünden süzülen bir hasret var yanaklarının üstünde…

Önceki bütün acıların bir gecede sevince dönmesi mutlu ediyor beni, insanların birşeyler yapabilmek için harcadığı iyilik miktarı insanı daha da bir kuş yapıyor, bırakıldıklarında bir kucağa. Ve şimdi gelecek güzel günlerin izini sürüyor, geç kalınmış bir hayatın, insanların gözlerinde bıraktığı çizgiler…

Son…

Yazıyorum… Söylemek istediklerimi bunca zaman sessizce bu ekrana fısıldadım, anlayan ya da anlamayan kalmasın istedim ve bu sefer tamam artık dedim. Bu sefer farklı olsun istedim, bir acının küllerini savururken soğuktan terleyen vücuduma. Bıraktığım ya da baktığım her yerde hayalini görmekten, gerçeğinin de dünyanın bir köşesinde sessiz durmasından yorulmak üzereyim ki bu hayatın bir dönüm noktası daha çalarken kapımı, sana yolladım yıllar önce yazılması gerekenleri…

Dönüşümün hemen ertesi olmalıydı, acının hasını hissettirecek şeyler ve ben bu yalnızlığı seninle kapatmalıyım artık. Kimsesizlikten boğulan bir zamana bırakmadım bu sefer içimden ya da dışımdan geçenleri…

Ne olacağını az çok tahmin ederken, adı geçen sen olunca olabileceklerin çeşitliliği karıştırıyor kafamı ve ben bütün karışmışlığıma rağmen karıştırıyorum senin hayatını. Olması gerektiği için, bir yerlerde yaşanabilecek bir başka yalnızlık için ya da sırf sen olduğun için koymuyorum bu sefer bir noktanın yanına iki tane daha…

Kanunsuz bir aşk içinde, herkesi yenilmemiş kılmak için savaşıyorum senin yokluğunda. Ve bu mücadelenin sonunu kestiremeden yolluyorum bütün hayalleri, şimdi, şu an, tam zamansızlığında sevdanın çaldığı bir kapı önünde. Elimde bir demet çiçek olmadan, soğuk bir kış gecesi yumruklarken ahşap bir kapıyı…

Sayfa 1 / 11