1553 gün sonra gelebildim
Bilahare ayrıntılandırırım inşallah
Ama şimdilik bana biraz müsade
vaktinden önce geç kalınmış bir yalnızlık hikayesi
1553 gün sonra gelebildim
Bilahare ayrıntılandırırım inşallah
Ama şimdilik bana biraz müsade
Dediğim her sözün doğruluğu, inandığım her doğrunun yalanlığı çarpıyor yüzüme. Beklediğim her bir şey, tek tek akıp gidiyor zamanın parmakları arasından ki güzel bir şey bu hayata yeni tadlar katabilmek adına. Bitti yazıyorlar alnımın tam ortasına, diğer bütün izlerin hemen yanına, bitti…
Bunca zamandır geçmez dediğim her bir şey geçmeye yüz tuttu şimdi. Nedense her şey son zamanlarda netleşti. Hasretini duyduğum her şey daha bir yakınlaştı bana, bitmez dediğim bu hayat eğitimi daha bir bitmeye yaklaştı. Sabrın sonu selamet, ve ben bu selameti şimdi kapıda karşılıyorum. Rahatlıyor insan, yüzünü görünce tanıdık bir duygunun ve daha bir bağlanıyor hayata kendinden kalma bütün eksik duygularıyla.
Şimdi hayat daha rahat sanki, özellikle bugün, şu an. Kurduğum hayallere bir adım daha yakınım ki Rabbim kimseyi hayalsiz bırakmasın. Ayakta tutuyorlar insanı, zor anların her zorlamasında, ya da gereksiz insanların hayatında işgal ettikleri her güne kaşı bir siper oluyorlar, zayıflığından şüphesiz.
Şimdi dönüp arkaya şöyle bir seslensem geçmişime, cevap verecek bir ben yok. Hani… diye başladığım her cümle şimdi yüz kızartır ve ben daha bir mutluyum bugün kaderimde yazılı her bir şey için. Bir köşe başında bizleri bekleyen kimbilir daha ne acılar var hayatta, peşinden hüzünlü bir mutluluğu sürükleyen…
İyi olmak bir başka şey işte. İnsanların seni bu kadar sevmesi daha da başka. Bu her geçen gün biraz daha fazla göze batıyor. İnsan olmanın gereği değil mi zaten iyi olmak?
Etrafındaki bütün insanlar için geçerli oluyor senin iyiliğin, her ne kadar farkedilmesede farketmesi çok bir fark oluşturmayacak insanlar tarafından. İyi olmak güzel bir şey, çevrendekilerin gözlerine saklanan bütün su damlacıklarının anlattığı tek olgu bu; bir yaz akşamı seni kışa gönderirken arkanda bıraktıklarını kara kışa mahkum etmek.
Ayrılık zor demiştik. Bir diyarı terkederken geride sevenlerini bıraktığın bir mekandan ayrılmak, akıllarda kalan tek bir cümleyi tekrar insanın yüzüne çarpıyor; “giden mi sürgün, kalan mı?” İyiler için bu daha da zor bir şey, belki de açıklanmaması gereken. Belki de bu içinde kopan fırtınaların gelecek güzel günlerin bir habercisi olmasıdır, hayatın insanlara getirdiği geçici ayrılıklar.
Terkederken bir insanı daha demir kuşlara, açması gereken güllere değen gözyaşıdır şimdi alnımızda yazılı olan. Ve özlemek şimdiden, tazeyken hasretin tadı dilimizde, daha da tatlı yapar tekrar kavuşulacak günlerin burnumuzda bıraktığı sızıyı.
Yakındır gelip tekrardan bulmam seni, özlemiyle yandığım vatanın bir köşesinde. Yolun açık olsun “dostum”, ayağın taşa değmesin. Kendinle gurur duymanı gerektirecek bir hayat bıraktın burada, gittiğin yerde daha iyisine başlaman dileğiyle…
Sonunda tek hane göründü uzaklardan bir yerden, beklenen herşeyin ötesinden gelip buldu bu zaman arasını. Tek hane, tek zaman. Beklemekle geçen bir ömür ve sonrasında ne getireceğini bilmediğim bir harcanmışlık var ayaklarımda. Bir soba başına ısınması için bırakılan planların kuruluğuydu şimdi kapımı çalan, açmamak mümkün değil…
Bunca zaman beklediğim herşey şimdi daha da zorlar oldu beni, dinlediklerimin hepsini anlatmamak haram. Nereden başlayacağımı bilmediğim bir hayat vuruyor kıyılarıma ve ben bütün acemiliğimle bakıyorum bir gün batımına daha, ayallarımı ıslatırken kendimden geçmişliğimde. Baktığım, bıraktığım, yaktığım her gemi şimdi beni bekler, küllerinden doğacak bir garip çelişki içinde ve ben şimdi yeniden hazırlanıyorum ömrümün ikinci büyük mutluluğuna.
Yazdı, yazdığımda ve mevsimler gelip geçti yazdıkça. Ağaçların düşürdüğü her yaprak için bir çentik attım bu hayata. Şimdi dallarında kalan her bir yaprak için geliyorum, sırf bir çizgi daha olmasın diye yüzlerinde sevdiğim her bir varlığın. Hiç bir hayale uymayan bir hayalle geliyorum onlara, bütün olmuşluğum ve hasretimle. Ve belki de son defa; hayat, geliyorum işte sana…
Daralıyorum, zamanla beraber
ayrı gayrı yok…
Kenan Doğulu – Haykırış.mp3
Kendin ol
Kendin ol
Sen buysan baskası ol!
Buysan kederden öleceğim
Baskası olursan da kimi seveceğim?Yilmaz Odabaşı
Şiirlerin hayallerden ibaret olduğunu sanırdım hep, mutlu günlerimin salladığı beşiğimde. Bütün çocuksu hayallerimi gömdüğüm bir şehirde gizliymiş meğer yazılan en gerçek şiir. Her satırında, her harfinde ve her vurgusunda elindeki bezle siliyor hayallerimi hayatımın üstünden ve bir sonraki vuruşunda saatin geri bırakıyor, sırf daha fazla acıtabilmek için canımı.
Acaba insanın kendisi olarak kalması da o kadar zor mu? Bir zamanın bir kimsesi, bir başka zaman aralığında başkası olabiliyor mu, aynı biz için? Ya da olduğunu zannetiklerimiz bizi hep yarı yolda mı bırakıyor? Sorusuz cevaplar gibi cevapsız sorular da yoruyor bizi, en az zamanın kendisi kadar. Ve sanırım biz bu yorgunluğu bir melek bizi ziyaret edene kadar sırtımızda taşıyacağız.
Hani derler ya, bir şeye sahip olmak ne kadar zorsa, ona sahip kalabilmek de bir o kadar zordur. Ne kadar kendimiz gibi kalabiliyoruz acaba? Yılların bizden alıp götürdüklerini bir kenara bırakabiliyor muyuz, kendimiz gibi olduğuna inandığımız her güzel insanı bize getirirken?
Değişimin adını bir şiir ile koyabiliyor muyuz ya da? Yoksulluk en acısı, hayallerimin zenginliğine serpilen her su damlasının bıraktığı bir iz bu değişim, benim yollarında kaybolduğum ve her adımımda bir tane daha atmamak ya da bir saç daha ağırtmamak için direndiğim bir değişim. İçerden bakınca aynı, dışarıdaki benden bir o kadar ayrı.
Değişimi bulacağım bütün şehirlerde kalan başkalarına oniki kala…
Mikael – Demet Tuncer – Soylemeyin
Mikael & Demet Tuncer – Söylemeyin.mp3
Hayat ne tatlıymışsın meğer, bilinmiyor yaşanırken.
Ölüm acı gerçeksin tamam, bana neden bu kadar erken?
Doymadım sevdalara doymadım yaşamaya doymadım aşkıma doymadım
Saçının teli kaldı, gözünün izi kaldı, mutluluk sözü kaldı, içerimde.
Söylemeyin, bilmesin, aşkıma,
Dayanamaz böylesi acıya,
Uzakta deyin, dönecek deyin, öldüğümü söylemeyin,
Uzakta deyin, dönecek deyin, yüreğimi titretmeyin.
Dün gece seni gördüm rüyamda, kayboldun karanlıklarda,
Yangınla, uyandım koynunda, seni ardımda bırakmak var ya,
Doymadım sevdalara doymadım yaşamaya doymadım aşkıma doymadım,
Saçının teli kaldı, gözünün izi kaldı, mutluluk sözü kaldı, içerimde.
Söylemeyin, bilmesin, aşkıma,
Dayanamaz böylesi acıya,
Uzakta deyin, dönecek deyin, öldüğümü söylemeyin,
Uzakta deyin, dönecek deyin, yüreğimi titretmeyin.
Mikael
Orhun kardes bu sefer sana ne diyeyim bilemem ama telefondaki gidiyorum sesinin altinda huznun ve nesvenin sakli bulundugunu hissedebiliyordum.Git,ardindaki tum anilarini o kucucuk odanda `hey gidi gunler` demenin ugultulari arasinda birakarak.Git, yalnizligin soguk gecelerini bir damla gozyasininin icerisinde eriterek.Git, ardinda hicbir huznun seni engellemesine izin vermiyecek kadar icine umut tomurcuklari dikerek.Git, Allah`in seni o kucucuk odanda 4,5 sene yalniz birakmayarak,en sikintili anlarinda yaninda oldugunu bilerek.Ankara`nin karli sokaklari simdi aglarken senden ayri kalmanin huznuyle, sen dostlarina kavusma hasretiyle agladigin gecelerinde iste o an dedigin gunlerin yamacindasin. Gunler seni bekliyor Ankaran kadar. Ama hic himse seni sen kadar ozlemiyor. Vatan hasretiyle yanip yakildigin, o hep gulen yuzunun altinda birilerinin huzunlu fotograflarini gizledigin gunleri bir kenara biraktin ve zamanin adaletiyle bas basasin simdi. Ama sunu sakin unutma, oralarda sen burdaki sen ol ve hicbir zaman gul dururken dikenlere bakma.Cunku sen burada yasadigin her bir saniyende gullerin kokusuyla izdirabin doruk noktasina geldin. Simdi git, kavusmanin bazen yurekte ayriliktan daha bir aci biraktigini bilerek.sevgiler,selamlar…
Bolluğundan şikayet ederken bir taraftan bereketsizliğinden yakındığım vakit bu sefer daralıyor. Bu sefer iyi şeyler için azalıyor, yapılması gereken bütün iyilikler, görülmesi gereken bütün güzel insanlar için kıyıyorum bu sefer tarihin yapraklarına. Bu sefer görüyorum, gözümün önündeki sisin ayaklarıma kadar indiğini.
Beklentileri gerçekleştirmemesi için gerekçesi kalmayan zaman taraf değiştiriyor bir yaz gününden bir kışa doğru giderken. En azından niyetimin beyazına çalamıyor bu sefer karasını. Uzun zamandır anılarımda saklanan bütün sesleri kulağıma taşımaya gidiyorum, Allah’tan bir mani çıkmazsa. Bu sefer kesin demek istiyorum, üzerime hayaller kuran ve bu hayallerini yıllardır taptaze tutan güzel insanlara.
Sıkıntıların çoğunu yüklendiğim 52 ayın sonunda kısmetse elim kara değecek, bir Ankara gecesi kardanadam yapacağım ıssız sokaklarında özlediğim kentin. Ve kimbilir belki de kardanadam olacağım bir başıma yuvarlanırken kaldırımlarında hasretini çektiğim bir şehrin. Hayallerimi sığdıramadığım, her sabahıda bir başka rüyadan uyandığım, kendimi gömdüğüm tek odalı mezarımdan çıkacağım artık.
Vakit bu sefer lehime daralıyor ve ben her güzel şey öncesinde korktuğumdan daha çok korkuyorum bu sefer…
İçime işleyen bütün yağmurların gözümden aktığını gördükçe daha çok yanıyorum bu kor ateşler arasında. Ateşten her çıkarışımda başımı, sana benziyor şimdi beklediğim her bir insan ve bir karanlık sokak köşesinde bu sonbahar yağmuru altında ıslandığım her an senden armağan. Baharın ağırlığıyla yarışıyorum bu yalnız zaman arası, gökyüzünden gönlüme taşınan su miktarını ölçüyorum önceki belirsizlere inat. Hayatımı askıya aldığım zamanların ceremesini, hayalkırıklığımla ödüyorum. Ve ben şimdi hem suçsuzum, hem mahkum…