Monthly Archive for Ekim, 2006

Love is all

Ben üstüne değmesin diye uğraştıkça zerre duman, sen çıkıp geliyorsun içinden üzerime çöken her karanlığın, ve karışmışlığımın tam üzerine oturuyorsun, boğarken beni bir damla gözyaşında. Yanağında duruyor ayrılık kokusu, vakitlerini kaybettiğim bir eksik hayattan kalan. Senin her baktığında gördüğün ve benim her gördüğümde ağladığım bir zaman kokuyor penceremde bu gece.

En çok ihtiyacım olan zaman…

Kaçaklığım bitmiyor bir türlü, cezasından korktuğum bütün suçlarım peşimde ve ben koşabiliyorum şimdi yeşil çayırlarında yaylamın. Yıldızlar bir avuç ötemde, adımımı atsam değeceğim, elimi uzatsam onları takacak bir kolyem yok. Öyle bırakıyorum onları, yanlız. Yorgunum ve ağaçsızlık bağlıyor ayaklarımı sonra düşüyorum kuşların uçtuğu her yükseltiden. Dizlerim acıyor artık, bir yara kapanmadan açılan her yeni yaradan. Ve sen çıkıyorsun yine uzak bir köşeden, tevafuk yazıyor bulutlarında, baktığım her gözün. Belli değil mi her yol senin bu hayatta ve sen acıyla kullanıyorsun iki aya kadar yağacak bir karın kapatacağı her bir yolu, şimdiden.

Kararsızlığımı yansıttıkça çevreme, yalın bir hayat özlemim daha da artıyor. Onların sesinde saklı duran kelimelerden anlıyorum duymak istemediğim her harfin hayatımın bir parçası olduğunu ve ben şimdi daha da bir yanlızım, sessizliğinde geçip giden gecenin. Beklentilerimle beklediklerime ağlıyorum yine, asılı duran bir umudu kurutuyorum, ben yine hayallerimi yağmur yüklü bir buluta kuruyorum ve şimdi akıyorum ben durgun sulardan kaçan bir balığın gözyaşında.

Bayram

Sanırım yılın en acı zamanı çalıyor yine kapımı. Evde kimse yok diyemiyorum takvim yaprakları bu yönü gösterdiğinde ve ben yanlız gidiyorum yine gurbette geçirilecek bir bayramın namazına.

Bu bayram da sevinemiyorum öncekilerin eksiklerinden, hep eksik olanlardan dolayı. Biliyorum bir gün, yakın gün inşallah sarılacağım özlediğim her bir şeye. Belki biri hariç, kim bilir belki hiç, belki hep. Beklediğime sayıyorum bir eksik zamanda yaşayamadığım herkesi. Artık gözümde değil insanların benim kızdığımı zannetiği şeyler, ben insan istiyorum, kucak istiyorum ve bir diz istiyorum şöyle doya doya gözyaşlarımı akıtabileceğim.

Vakit yaklaşıyor şimdi. Bir acıyı daha doya doya yaşamanın tutuksuzluğunda saracak beni zaman, saat 7 gibi. Döndüğümde bu bayram namazından soğuk evime, anahtarımı kullanacağım yine. Kapıyı açan bütün gülen yüzlü güller Ankara’da bu bayram da. Bu sene de yanlız olacak bayram, uzun zamanki alışkanlığı bozmak istememecesine.

En acı zamanı geldi şimdi hasretin. Hüzünle alacağım abdestimi ve soğuk bir ayrılık sabahı gideceğim camiye, birazdan. Bir sonraki bayram inşallah, çaldığımda kapıyı, annem açacak ve inşallah ben acısını çıkartıp atacağım içimdeki bütün yanlızlığın…

Hepinizin bayramı mübarek olsun. Rabbim kimseye yaşatmasın yanlızlığı, özellikle bir bayram sabahı.

Şafak ?/?

Yeni bir gün daha doğuyor bir sahur sofrasının arkasından. Ve toparlanmayı bekleyen bir hayatta tutulacak bir oruç kalıyor benimle. Nereye gideceğini düşünmeden yaşanılan bir hayat, dağılacağı kadar dağılmış bir yürek ve umutsuzluğunu bütün beyaz sayfalara yazmış bir çocuk var şimdi. Günün ilk ışığı penceremden sarkıyor içeri, odanın bütün itirazlarına rağmen ısrar ediyor ve kazanıyor bile uykusuzluk üzerine bir savaşı. Müzik eşlik ediyor, penceremde biriken alacakaranlık kadar durgun, benim kadar sessiz ve ben seni düşünüyorum yine, eskisi gibi…

Bırakamadığım bütün hayallerim senin etrafında bugün. Kalıcılıklarından, ol(a)mayacaklarını bildiğim kadar eminim, bir yeni güneşe daha adını kazırken, kasvetli bir gurbet sabahı. Bulutların arasından sızan belli belirsiz bütün ışık parçasında değiyorsun, her zamanki yerine ve ben seni yine saklıyorum, bir türlü bulunamamış bir kaf dağının ardına. Masallar anlatıyorum sana, inanmadığın ama duymak istediğin bütün her şey içinde gizli.

Ben anlattıkça gözlerin ağırıyor, anlattıkça daha bir aydınlanıyor odamın sabahı. Masumluk o güzel yüzünden yansıyor duvardaki kırık aynaya ve ben daha bir yanılıyorum seçerken hayallerimi aynada. Bakıyorum sonu hüsran. Biliyorum başı yok. Görüyorum şimdi yanıbaşımda bir yanlızlık oturuyor senin dev yokluğunla. Bir sabaha karşı, bir bana…

Küçücük…

Ne kadar küçük şu dünya…

İnsanın hemen yanıbaşındaki güzel insanlar, hemen kalbindeki başka güzel insanları yaşamış, hayatlarının en güzel zamanında. Bunca zaman sonra denk gelmiş, olmayacak yerlerden anımsamış maziyi.

Bir garip oldum, yokluğunda bile yine yeniden başucumda bitiyorsun. Hep…

Kalan…

Herşey olur, herşey büyür, herşey biter, hayat kalır derdi herşey. Herşeyliğinin farkında, farkındalığının tadında.Kalır mı gerçekten? Koparınca bir çiçeği, kalır mı kokusu elinde, gönlünde durduğu kadar ya da bırakınca biten bir şeyi geride, hayat kalır mı, senin onda kaldığın kadar. Yaktığında gemileri bir tayfa kalır mı seninle dön(e)meyeceğin bir gurbette. Pişmanlıktır kalan hayattan geriye. Biriktirdiğin bütün umutlarını süslü bir rüyada kaybedersin, sabah pişmanlık kalır yanıbaşında, uyanmamış olma isteği hazırlar o gün kahvaltını ve sen yine sessiz, kimsesiz yudumlarsın soğumuş çayını. Hayat pişmanlıktır, her anını dolu dolu yaşasanda, bir hayali bile dolduramasan da, kalan pişmanlıktır, senin çıktığın evin boşluğu bir hayat, hayatın pişmanlığı bir ben…

Herşey olur… Yağmur yağar mesela, Bülent Ortaçgil şarkı yapar, sonra dinlenir bir yerinde hayatın, dinletilir de illaki. Hayaller daha da bir kırılır önceki bütün kırılmışlığına rağmen, bekleneni verir hayat yine. Tekrar dinlenir sonra, anlayarak bu sefer, dokunarak içine bir yerlere. Üzülerek her sefer bırakamadan acını bir kenara dev bir yalnızlık getirir bırakır gece, sen sarılıp uyurken kimsesizliğine. Bir pişmanlık daha var yanımda dinledikçe pişman olduğum. Yağmurdur bu gün bir kadın saçı olan, senin dokunduğun hiç bir saça bulaşmamış. Ve sanadır bıraktığı bütün ıslaklık, ellerine ya da gözlerine, gönlüne. Ağlasan bu kadar ıslanmazdı şehir, bıraksan bu kadar şaşırmaz…

Ve herşey biter bir gün. Bir bakarsınız ayrılık girmiş aranıza, hasretin bütün dağlarında yazılı bir isim ile. Bir zamanların ve her zamanın tek’i ile gizli buluşmalar bitmiştir mesela, o gün bulutlar gitmiştir şehirden, otobüs yoktur duraklarında, bütün ağaçların yaprakları kaybolmuştur ve kediler gezmez olmuştur artık sokaklarında yağmursuz bir şehrin, mırıl mırıl. Susuz kalmıştır bütün kaldırımlar, sizin dokunduğunuz her canlı elini çekmiştir hayatınızdan. O gün cemaat bile bir farklı dua eder, sizin bildiğiniz bir dilde, anlamadığınız şekilde. Canınız yanlız kalmıştır, istediğiniz gibi yani. Herşey olmuş, biten bitmiştir. Ve siz bir şarkı söylersiniz hayatın kalmadığı bir şehirde: Herşey olur, herşey büyür, herşey biter, hayat kalır…

Işık yok…

Bulent Ortacgil – Pencere Onu Cicegi
Bülent Ortaçgil – Pencere Önü Çiçeği.mp3

Beyazında saklıyorum artık seni, kararan kalbimin içinde, tam orasında duruyorsun, beyazlar içinde.

Bütün kötülüklerden uzaksın şimdi, bilmediğim hiç bir yerinde yaşamıyorsun kirlenmiş dünyanın. Bir türlü bırakmıyorum peşini senin beni bırakmadığından çok. Düştüğüm her çukurda sen karşılıyorsun beni ve ben seni beyazında saklıyorum.

Benim dinlediğimi sen de duyuyorsun. İçini acıtıyor ve senin sesin çıkmıyor hiç bir acıya. İsyan bile edemiyorsun seni tuttuğum parmaklık(sız)lar arkasında. Bildiğin bütün özgürlükleri bir kuşun kanadına yükleyip bekliyorsun beni kaçamayacağın ya da hiç bir zaman kovulmayacağın orada. Hayat bekleyecek seni orada, zaman bekleyecek ve ben…

Bir suçlusun aslında sen, zamanını bilmediğim bir hapse mahkum olmuş ve çıkacağın günü benim bile bilmediğim bir masum suçlu. Ancak gecenin zifirinde görüşe izin var ve benden başka kimse yok kapısında, adresini bir tek benim kalbime kazıdıkları hücrenin. Kaldığın sürenin sürgün olurluğunu söylüyor zaman kulağıma, şimdilerde sessiz kalırcasına. Akıp gitmişliğinde gizlenen hayat misali, kimsenin haberi yok senden.

Seni bırakmaya korktuğum karanlıklarda kaldım şimdi ve artık korkuyorum kendimden, karanlıktan korktuğum kadar. Uzaktan sen görünüyorsun bir beyazın içinde. Bir ben görüyorum seni, ben bakıyorum bir tek. Hayatımı içinden kemiren bir duruşun var bu gece ve sen şimdi beyazındasın karanlığın. Bir tek sen parlıyorsun, yokluğunda bir çok duygumun, duygusallığında bir şarkının ya da karanlığında kapımı her gece çalan görüş saatlerinin. Saklıyorum seni…

Öğrenim…

Acemisiyim ben bu hayatın. Beceremiyorum hakkını vererek yaşamayı. Unutamıyorum, hayatın hakkını vererek yaşamama engel şeyleri; unutmayalım o zaman desem bu sefer de onlar durmuyor yanımda. Hayat iki arada bir derede geçiyor bir çok şeyin yokluğunda ve yok olanın başka yerlerdeki varlığı kendi hayatındaki başka yokluklara neden oluyor. Ben acemisiyim bu hayatın ve ihtiyacım olan tecrübe elimi tutmuyor…

Başka hayatları ne kadar bilsem de kendi hayatımı bir türlü oturtamıyorum bir dağın tepesine. Bir an için biraz havalansa hemen indiriyorlar bulunduğu yerden, rüzgarı bir kuş kadar haketmediğini söyleyip. Ve ben hiç bir şey yapamıyorum yine, yapamadıklarımın serildiği bir yolda kayboluyorum, kaderime yazılı her gün olduğu gibi. Yoruldum.

Bütün yaşanmışlığım bir mektuba sığar aslında, kime yazıldığını bildiğim ama gidecek adresi olmayan bir mektup. İlk kelimesi “sevgili” diye başlayan ve devamını sadece benim görebildiğim bir mürekkeple yazdığım “sevgili alıcı”. Almamakta direndiğin bir hayatı, bir kış gecesi kapına bırakacağım senden habersiz. Görmeyeceksin bile acemiliğinin bende bıraktığı yarayı, kanatırken bir türlü kabuk bağlamayan diğerlerini. İsteyenler okuyabilecek ama isteseler de anlaşılmayacak bir tek kelâmı bile. Şifre koyacağım hayatıma, ve anahtarını gözlerine saklayacağım senin. Yalnızca onlarla bakanlar görecek ya da onlarla bakmayanlar görecek sadece.

Acemilik başa bela. Ortalarda gezinip duruyor insan, neyi nasıl yapması gerektiğini bilemeden yaşayıp ölecek mesela. Hayat saklıyor yazılmış bütün kitapları. Okumasını bilen herkes okuyor, kalp gözüyle yorumlayamayanlara hep eksik kalıyor bir kaç kelime ve bir türlü tamamlanmıyor anlatılmak istenen duygu bir başkasının hayatıyla. Acemisiyim dedim ya, birisi çıkar gelir şimdi, öğreteyim der, bir insan nasıl sevilir…

Maaşallah :)

Normalde buralara dışardan birşeyler koymuyordum ama bu ufaklığa dayanamadım.

Sen söyle

Arvanitaki – Gelasti Fotografia
Arvanitaki – Gelasti Fotografia.mp3

Uzun zamandır içimden pek yazmak gelmiyor. Özlüyorum…

Hadi bu sefer sizler söyleyin bir şeyler, ya da hayal kuralım hep beraber. Kurduğumuz hayalin en güzelini seçelim sonra. Ve geçmişimizde arayalım seçilmiş hayali, bulmak ümidiyle kaybedelim bir kez daha. İçine girmeden anlayamayacağımız zaman aralıkları olsun ya da hep başkasının mutluluğunu gözlediğimiz kapı aralıkları. Bir kez daha hatırlayalım en çok unuttuğumuz anımızı, bıraktığımız yerden tutup çıkartalım. Yanımızda yatsın bu gece. Sabah kalktığımızda bir de gece olsun aramızda ve güneş bir kez daha utansın kendi ışığından, sonra verdiği rahatsızlıktan dolayı özür dilesin mesela.

Bu sefer ben yazmayayım bir şeyler, herkes aklına ilk gelen kelimeyi söylesin bütün dürüstlüğüyle. Kopya çekmek serbest olsun anılardan, dönüp şöyle bir baksın herkes, en çok nerede yanlış yapmışlar ya da en çok kimin kalbi kırılmış sizin geçtiğiniz yollarda gördüklerinizden. Sonra özür dileyelim mesela hep beraber. Bir başka insanın kırdığı kalbi tamir edelim birlikte, saralım kırılan bütün acılarımızı, parmaklarımızdan sarkan.
Hadi diyorum, bu sefer şarkıyı siz seçin ve bütün çirkinliğine rağmen ben söyleyim size istediğinizi. Duymak istediklerinizi bir şarkıya saklayayım, sırf sizin mutluluğunuz için ya da bırakın o çok korktuğunuz mutsuzluğunuz bulsun bizi, kaldığımız karanlıkların kenarında, yükseklerden düşmeden tutabilelim birbirimizi. Uzak olalım alabildiğine ama bir minör ezgide hemen bir omuz olabilelim ağlamakta olan bir başa.

Bu sefer şiirleri siz yazın, ben bir arka plan müziği olayım yazdıklarınıza. Ne yazılırsa yazılsın uyabileyim mesela, bir hasret hayat olsun dizelerinizde ya da kırık mavi bir bulut. Eklenebileyim bu sefer yazılan herşeye, göz yormayayım yanlızlığımla. Siz de katılın anılara şimdi. Her satırına bir ömür sığan bir şiir yazın şimdi.

Hadi şimdi bir şeyler yapmak zamanı. Bir ağaç dikelim, bir kitap yazalım ya da, bir şarkı, bir şiir de olur yazılan, olur ya bir zaman. Güneşi hep beraber karşılayalım bu sabah ve yanlızlıktan korkmayalım mesela. Olmazsa olmazlarımız olsun, her biri bir kanun gibi yazılı olsun kalplerimize ve ben olmadan da olur olsun mesela zaman, sen olmadan dursun gibi yani…

Bu kaçıncı yaz…

Sayfa 1 / 11