Monthly Archive for Eylül, 2006

Şehirler

Yalnızlığın başladığı yer sanırım şehirler, hepsi onların suçu. Biraz sakin, biraz karışık, biraz karmaşık, biraz sen, biraz…

Göz görmeyince… Yalan. Katlanabildiğini söylemiyor bu gönül. Bütün yaprakların döküldüğü zaman var şimdi aklımda, kalbimde, olmak istediğim bir başka yalnızlık şehri var şimdi yaşadığımdan gayrı. İçine sakladığım bütün masumluğum, kendinden habersiz bekliyor beni, döneceğim günü, bulacağım günü ya da bir köşe başında beklerken beni. Suçlu arıyorum şimdi, istemediğim her bir şey için, yaşayamadığım her an için ve tadamadığım her bir güzellik için bir kurban lazım bana. Ve ben şehirleri mahkum ettim, bütün masumluğunu içine hapsetmiş beni bekliyorken.

Anılar onlarda gizli, hepsi. Kaldırımlarında, yollarında, üst ya da alt geçitlerinde, otobüslerinde, ağaçlarında, parklarında, manzarasında, evlerinde ve otellerinde, en önemlisi denizinde gizlenmiş şimdi bütün anılarım. Önemli ya da önemsiz diyemeden, hiç gözümden gönlümden gitmeyen anılarım onlarda saklı. Bir şehrin dört bir yanında. Beklediğim günler adına, belki bir daha hiç bulamayacağım bir zaman adına, kaybettiğim.

Tarih yazılmıştı orada, geleceğimin tarihi. Bütün herşey orada beklerken ben geleceğimi arıyorum, başka bir şehirde başka bir çeşit yalnızlık arası. Şimdi başka bir denize bakıyorum, hiç anı sahibi olmadan kaçıyorum bu suçlu şehirden şimdi. Ve hiç pişman olmak istemiyorum döndüğümde takvim yapraklarının bolca düştüğü bir şehre. Suçlamak istemiyordum ama bu onların suçu. Sessiz kalmalarından anlamalı, inkâr etmediklerini. Bir cevap bile veremiyorlar bana, bütün hıncımı kusarken üstlerine, bir zamanlar korkularımı anlattığım şehirler.

Bir zamanlar güzel ülkemin haritalarından silmek istediğim şehirdir suçlu. Beni bu halde koyup giden bir şehir. Bulunduğum diğer şehirlerden medet uman şehir, anılarımı gömerken göz yaşımı silmeyen ya da yüzüme bir türlü dokunmayan şehir. Bir zamanların hayali, bügünün tarihi ve geleceğimin manzarası bir şehir şimdi suçlu. Ve ben yalnızlıkla cezalandırılan bir suç ortağı şimdi, başka bir şehirde sürgünde.

Hepsi onların suçu…

Özledim…

Bahar geldi şimdi, kapıya çıktığımda yüzüme çarpıyor bir yumuşak İzmir kışı. Kokuyor çiçekler hep koktuğu gibi, daha önce olmadığı gibi sanki. Daha bir derin çekiyorum içime, aralarından tanıdık bir koku çıkar da beni biraz daha geçmişte tutar diye. Doyamıyorum, biraz daha, biraz…

Kendimi kaybediyorum durduğum yerde. Herşey sana doğru gidiyor, bütün yollar sana. Ve ben daha bir özlüyorum özlemin ne demek olduğu aklımdan hiç çıkmadan. Gönlüm başka bir koku alıyor, anıların keskin kokusundan başka. Hayat kokuyor dışarısı, pencerenden bakınca alamadığım ama içinde olamasam da hep bildiğim bir duruşu bir hayat bahçesinin. Gezdikçe kaybolduğum, her adımımda daha bir bildiğim, kayboldukça bulduğum kokular sarıyor beni.

Hayal ediyorum, öyleyse var bir gelecek, vakti gelince kaybolmuşluğumu bulacağım bir gelecek. Biliyorum bekliyor beni orada, senin bıraktığın yerde. Kısa kısa şiirler bekliyor beni, henüz yazmadığım. Ve sen okuyunca anlayacaksın, özledikçe kendini anlatan, kendini bulduran kaybolmuş bir hayatın ne demek olduğunu…

Kanatlar

Tuluyhan Ugurlu – Kanatlar

Tuluyhan Ugurlu – Kanatlar.mp3

Hayaller var, bir kanadın ucundan sarkan, güneşin üstünü örten hayaller. İnsana yaşama şevki veren, yapılması gereken bütün güzel şeyler için güç kaynağı hayaller, bir zamanın gerçekleriydiler şimdiki hayaller…

Varılan noktada bekleyenler, uğurunu bir böceğe teslim edenler, unutulanlar, başaranlar ya da tutunamayanlar, çalışanlar, yatanlar, dinleyenler yahut dinlenenler. Hepsi zaman dilendi hayattan hayallerini buluşturan zamanlar. Hepsinin ve herkesin hayalleriydi onları sıradanlıktan ayıran ve bir sabah vaktiydi kavuştuklarında bunca yılın gerçeğine, sessiz sedasız bir köşesinde hayatın. Zamanı bir kenara itip, elden geleni değil gelmeyeni kovaladılar bir devre sadık kalarak ve yine onlar kurdular hayalin hasını, bir pişmanlık uğruna.

İnsan oldukları için vardı hayaller, yaşadıkları için hani, sevdikleri için ve tutkuları için feda ettiler hayatlarını bir anda. Hayalleriydi önemli olan ve onlardı geçmişin gerçeklerini yarına taşıyan, sorgusuz bir hasret arası. Yalnızlık bulurdu onları ve onlar beklerdi tek başınalığı, hayallerinin yoksulluğunda. Beklerken alışmıştılar ve unutmamıştılar hayatın onlardan çaldığı bir avuç dolusu hayali. Bilerek, bekleyerek ve alışarak karşıladılar yeni bir günü, yıldızları silerken gökyüzünden yeni hayaller astılar yerlerine. Karşılığını bulamadan gittiler bir hüzünlü beklemenin ve sonrası kalmadı masallarda bile. Sonra hayal oldular bir bir, yazarken isimlerini güneşe…

Ağladım…

Ben senin için çok ağladım

Sabahlar akşamına kavuşana kadar

Yıldızlar gökyüzünden silinene kadar ya da

Ben senin için çok ağladım

Hüznü buladım bir nehire

Gözlerimde çağlayan

Ve değmedim hiç bir canlıya

Senin adını taşımayan

Ben senin için çok ağladım

Sensiz yıllarımda, seninle ağladım

Kimsesizliğimde yalnız kaldı şimdi

Bıraktığım insanları kıskandırırcasına

Ben ağlarken sana

Sensiz salarken gözyaşlarımı

Bir sen vardı, yanımda olmayan

Ve ben senin için çok ağladım

Dualarıma gizlenmiş bütün cümlelerde duran

Zamanın kendisine ağladım ben

Sensizliğime ağladım

Bir ucu sana değer hala bütün şarkıların

Yağmursuz baharlar var hayatımda

Susuzluğumu içtiğim bir yalnızlık

Şimdi mutluluk sensiz kaldı

Ben kimsesiz

Ve ben senin için çok ağladım…

Res…

Güneş değse yakar

Gölge olsa kanar

Kalbim…

Gaye Aksu – Sevdan Ile

Gaye Aksu – Sevdan Ile
Gaye Aksu – Sevdan İle

Durgun

Günlerim bitiyor
Gecelerden kalan sen duruyorsun
Solgun yüzünde bir küçük tebessüm
Tam orada duruyorsun
Yalvardığım gecelerin içinde
Sarılası hayaller üstünde
Sen duruyorsun orada
Yamacında bir dağın
Adin yazili…

Sabahlar bitiyor şimdi
Sen duruyorsun
Ağladıkça bakıyorsun bana
Ağladıkça susuyorum
Nefessiz bırakıyorsun, sessiz
Bakıyorsun oradan
Sessiz, nefessiz
Sen duruyorsun
Sevda ayaklarına dolanmış
Duruyorsun…

Sabahlar…

Yapmak isteyip yapamadıklarımız var bu hayatta. Bir kenarına sakladığımız ümitler, arzular, hasretler var zamanın ve günler geçiyor kendini bilmezliğin koynunda, hayattan habersiz…
Önceleri düşünmüyor, düşünemiyor insan. Sonrası ise tam bir hayal kırıklığı. Yapmak isteyip yapamadığımız şeyler sarıyor bizi, kollarında sıkıyor sanki ağzımızdan çıkarırcasına, haykırmak isteyip sessizliğine büründüğümüz şeyleri. Kış ortasında kalıyor insan bir yaz güneşi altında, içinde biriktirdiği herşey, buz olup akıyor kalbimize. Bir dahaki huzurlu bakışa kadar dokunamıyoruz hiçbir şeye ve biz yine de silmiyoruz ellerimize yapışan hüznünü, yapmak isteyip yapamadığımız şeylerin.

Zaman geçiyor hızla. En çok sahibi olduğumuz, ve en çok sıkıntısını çektiğimiz zaman. Bırakmıyor yakamızı geçmek bilmezliğiyle. Ve biz yaşayamıyoruz doya doya, bir kenarda kalmış çocukluğumuzu asarken hayallerimizi bir kuru ağacın dallarına.

Aynalarda görüyoruz sonra, kendi yüzümüze saklanmış bütün hayallerimizi. Ne acı. Bakmaktan başka birşey gelmiyor yine, giderken arkasından bizi sırtımızdan bıçaklayan zamanın. Adını koyamadığımız bir yanlızlık kaplıyor zamanın açtığı o koca deliğin üstünü, tam da kırıp döktüklerimiz geçerken bir film şeridinin sonran üçüncü karesinden. Farkına varıyoruz sonra, akıp gidiyor hayat ve biz yine yanlız kalıyoruz bir elimizde yapmak isteyip yapamadığımız şeylerle. Diğer elimizde ise hayalini kurduğumuz bir demet kır çiçeği, özlediğimiz sevgiliye verilecek.

Kaldırdıkça başımızı saklandığımız yerden, peşimizi bir türlü bırakmayan özlemler bastırıyor sırtımıza daha bir hınçla. Sanki söylemek istediklerini duymak istemez gibi kaçmaya çalıştıkça, kovalıyor, bir yalnızlığın ortasına. Ancak karanlıklarda kaybettirebiliyoruz izimizi, biz kaybolurken bilmediğimiz yollarda. Ve kahretsin ki sabaha kadar bu kovalamaca sürüp duruyor, her batan günün kararttığı odamızda.

Karşıdaki parkın ağaçları karşılıyor ilk ışıklarını güneşin ve seslerini duyurmak için çırpınan kuşlar. Hepsi bir olup bize bağırıyor, anlatmaya çalışıyorlar bizim anlayamayacağımız şeyleri. Her seferinde inadına dinleyip, akşamına unuttuğumuz bir şeyden bahsediyorlar, hayattan. Bütün karmaşıklığına rağmen, bir kuşun kanadına konuyor iki damla güneşten süzülen hayat ve oradan çağırıyor bizi, yapmak isteyip yapamadıklarımız için, isteyip olamadıklarımız için.

Yeni bir hayatta belki de… Yeni bir zamanda buluruz, yapmak isteyip yapamadıklarımız için ihtiyacımız olan iki damla güneşi, anlayamadığımız bir dilde, çok iyi bildiğimiz bir türküyü dinlerken ve bazen bir sevgilinin kulağına söylerken umutlarımızı, kurtuluruz zamanın kelepçelerinden. Sonra kulağımızda iki kuşun konuşması kalır, bir sabah güneşi karşılarken karanlık odamızda, gözlerimizden hasret aktığı bir zaman arası…

Berat Kandili

Hepinizin kandili mübarek olsun.

Ben size çok dua edicem, siz de bana edin olur mu…

Beyaz Bir Kağıt

Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan

Kusura bakma sevgilim

Heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok…

Yılmaz Erdoğan

Yilmaz Erdogan – Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
Yılmaz Erdoğan – Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

Yaralandım…

Eski yaralarin kendi hayatlari vardir, nefes alirlar senin aldigin nefesten çok. Bazen bıraktığın yerden bakarlar ellerine, bir bırakılmışlığın hatıralarında saklanarak, bazen bir şarkı olurlar daha da derine inerler senin hayatında, senden ayrı.

Her sabah aynadadırlar aslında. Yüzündeki hüznün nedeni, ellerindeki titremenin ve gözlerinde biriken yaşların tutunamamışlığıdırlar. Her bakışın bir başka nedeni olurlar, özlediğin her bir şey gibi. Eski yaraların kendi hayatları vardır, senin içinde yaşarlar, sen yaşadıkça bırakmazlar yakanı ve çoğu zaman sana kendi yaralarını unuttururlar. Hatırladığın her anın tadı ve gözyaşının tuzu olurlar.

Vaktin geçtiğini haber veririler sana, kanarken avuçların. Ve sonra dikenlerini yollarlar sana geçmişin. Sonra birden tuz basmak geçer aklından, geçmişte kalmışlara ve sen hiç bir zaman bir tuz olamazsın bir başkasının eski yarasına.

Gece olur, azarlar. Bir yarasa gibi emerler sende biriken bütün kanı, senin yaşamını. Ve kendi üstlerinden akıtırlar senin bıraktığın hayat aşkını. Bir telefona sığdırmak istersin sonra yarasız hayallerini, bağlandığın bir ses çöker ucundan, kendini bulamadığın bir rüyanın üstüne. Uyandığında orada beklerler seni, herşeyin kabus olmasını istediğin kadar nefret edersin kendinden ve hiç bir zaman özlemezsin geleceği ya da geçmesini hayal ettiğin bu günleri.

Hayattadır bütün eski yaralar, yaralanmasını bilen bir insan için ki budur hayatın riski. Her an bir şeyler yaralayabilir seni, senin başkalarına anlattığın kırılganlığa inat. Kanatırlar bırakamadığın günleri ve hiç bir zaman iyileşmezler senin kurduğun hayallerdeki gibi.

Eski yaralarin kendi hayatlari vardir, nefes alirlar senin aldigin nefesten cok ve dokunurlar hep bir yerlerine senin biraktigin zamandan kalan…

Sayfa 1 / 11