Çok geç kalınmış ve vaktin o vakit olmadığı bir gökyüzüne bakıyorum artık. Bütün unutulmamışlarım hemen başucumda duruyor, kendimi kaybettiğim bir gece yarısı. Sanki gündüzüm gecemden farklıymış gibi…
Bunca zaman geçmiş, herşey yerinde duruyor denizin bu yakasında, sahile vuran dalgalar, gökyüzünde asılı duran toparlak bir ay ve gözleri ufuk çizgisine takılı kalmış bir adam. Kendisinden bir türlü ayrılmayan bir yalnızlığı ve hiç bir zaman dilinden düşürmediği, içine bütün mavilerini koyduğu bir adam. İçinde binbir türlü hayal, elinde bir damla gözyaşı, hayatının en ıssız penceresinden bütün insanlarını görebilen, en çok olmak istediği yerde olamayan ve çıkamadığı dağların sayısı bini geçmiş bir yorgun beden…
Dilinden düşmeyen ayrılık şarkılarını bulduğu bütün ağaçlarına kazımış hayatın. Bu adam kimsenin dinlemediği bir hikaye anlatmış zamanın birinde, takip eden zamanlarda da tekrarlayarak aynı hikayenin farklı bölümlerini farklı insanlara. Anlamsızdı zaten anlattıkları ki kendisinin bile anlamadığı bir hayatı, başkalarına anlatmanın zorluğunu iliklerine kadar hissetmiş, anlaşılamamanın ya da anlatamamanın verdiği bütün hüznü yazmış sonra ömründen geçen her beyaz sayfaya.
Sonra bir zamanların pembe hayallerinden bahsetmiş, yalnızlığın adını değiştirebilmek uğruna yanına aldığı başka birisine. Yaşanılan ama hiçbir zaman geçmeyen, tadı hala damağında anılardan başlamış, bir uzak dünyada geçirdiği yıllardan ve burada yaşamadığı her bir şeyi sular altında bırakarak. Silinmesi gereken bir zaman aralığı varmış hayatında, bir daha hatırlamamak uğruna filmlerde gördüğü o garip olguları severek. Anlatmış, anlatmış, anlatmış ve susmuş…
Karanlığın sessizliğinde kaybolmuşlar beraber ve ilişkilerini yeniden adlandırmışlar susulan her anın hatırına. Aşk, sevgi, dostluk ya da kardeşlik koymamışlar kötü zamanlardan hatıra kalan duyguların adını. Yalnızca yanlızlık demişler, hayatın bütün noktalarına sakladıkları her sessiz harf gibi.
Güneş bir kez daha battı uzaklarda bir yerde ve ben her kimsesizliğimi hatırladığımda onları görürüm, dalgalarla kıyıya vuran…
birden o gelse de aklına, onu unutsa da bazı bazı. hiç gormese, ozlese, sevinse de, üzülse de. hep yalnızlık varmış sonunda. yalnızlık ömür boyuymuş.
Ne yazık ki doğru, insanın eline sarı gülleri taa en başından veriyorlar…
Hele de insan sevdigi sehirden uzaksa daha da bir çekilmez oluyor hersey. Yalnızlık bir baska büyüyor o zaman…
Şehir…
İçini dışını ruhumuza benzettiğimiz, bizimle bir olan ve bizden ayrı…
Yalnızlığın başladığı yer sanırım şehirler, hepsi onların suçu.