Nedense bu resim çok hoşuma gidiyor, çok şey görebiliyorum bulanık yapraklarında bir çiçeğin, kendi hayatımdan, taa derinden…
Monthly Archive for Ağustos, 2006
Öncelikle hepinize, sonralıkla ve özellikle Divan’a teşekkür etmek istiyorum isim bulma konusundaki büyük yardımlarınızdan dolayı.
Telvin dedik yeni ismimize, anlamı kendinden derin. Derler ki renkler demektir Telvin, renk vermek, karakterler… Bizde hepsi var sanki. Ama en çok tavvufdaki anlamını sevdim; halden hale geçmek, karara doğru seyretmenin zaman içerisindeki ifadesi. Ekşi’deki söylenişiyle bir gidişat oluyor, durağan olmayan. Hedefi belli ama bir türlü ulaşılamamış, belki de hiç ulaşılamayacak olan.
Her açtığımda farklı hissetmelerini sevdim buranın, her yazının aynılığını belkide. Bir zamanların farklısı şimdi bir başka farklı, değişik hayatlar, değişik zamanlar adına hakkını veriyorum Telvin olmanın. Dedim ya aranan bu tarafta belli ama sizi bütün belirsizliğiyle karşılıyor burada. Bazı şeylere anlamlar yükleyebilmek için yaşamak lazım ona yakın olanı ve okuduğunuzda bir şeyleri anlayabilmek lazım, zor olanı yapmak adına…
Telvin.org dedik ismimize. Şu an açık ama bir müddet geri planda kalacak sanırım. Bir müddet daha buradan bağıracağım, sonrası Allah kerim
Tekrar hepinize çok teşekkür ediyorum, arkamda, yanımda ya da oralarda bir yerlerde olduğunuz için…
Son kelam olarak, isim sahibi Divan’dır ve ben ona bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Hatta eğer bana bir mail atarsa sevinirim ki mail adresim orhunb [at] gmail.com olarak kayitlara geçsin. ![]()
Yürüyorum artık
Bıraktığın yerde beklemekten sıkıldım
Durmuşluğuna asılmadan zamanın
Kendimi koyuveriyorum bir bastonun basına
Kaybediyorum , farkındayım
Hayat bitiyor bir deniz ortasında
Ve sen geçiyorsun şimdi
Bütün limanlarından tek tek…
Köşe başındaki parktayım şimdi
Bir bankta oturmuşum
Tabeladaki yazıya inat
Ayaklarımla dövüyorum çimleri
Ve ben
Kaydıraktan kayarken yakalıyorum
Renginde bırakılmış çocukluğumu
Bir elma şekeri tadında
Bırakıyorum ellerine kimsesizliğimi
Korunaksız
Sonra sen çıkıyorsun her köşesinden hayatın
Yanında çocukluğum
Ayaklarınızla dövüyorsunuz beni
Savunmasızım size
Acımıyorsunuz da bakarken
Gözlerimin içine
Anlatırken ayrı ayrı
Bitti derken ya da…
Şebnem Ferah - Yemen Türküsü
Çok geç kalınmış ve vaktin o vakit olmadığı bir gökyüzüne bakıyorum artık. Bütün unutulmamışlarım hemen başucumda duruyor, kendimi kaybettiğim bir gece yarısı. Sanki gündüzüm gecemden farklıymış gibi…
Bunca zaman geçmiş, herşey yerinde duruyor denizin bu yakasında, sahile vuran dalgalar, gökyüzünde asılı duran toparlak bir ay ve gözleri ufuk çizgisine takılı kalmış bir adam. Kendisinden bir türlü ayrılmayan bir yalnızlığı ve hiç bir zaman dilinden düşürmediği, içine bütün mavilerini koyduğu bir adam. İçinde binbir türlü hayal, elinde bir damla gözyaşı, hayatının en ıssız penceresinden bütün insanlarını görebilen, en çok olmak istediği yerde olamayan ve çıkamadığı dağların sayısı bini geçmiş bir yorgun beden…
Dilinden düşmeyen ayrılık şarkılarını bulduğu bütün ağaçlarına kazımış hayatın. Bu adam kimsenin dinlemediği bir hikaye anlatmış zamanın birinde, takip eden zamanlarda da tekrarlayarak aynı hikayenin farklı bölümlerini farklı insanlara. Anlamsızdı zaten anlattıkları ki kendisinin bile anlamadığı bir hayatı, başkalarına anlatmanın zorluğunu iliklerine kadar hissetmiş, anlaşılamamanın ya da anlatamamanın verdiği bütün hüznü yazmış sonra ömründen geçen her beyaz sayfaya.
Sonra bir zamanların pembe hayallerinden bahsetmiş, yalnızlığın adını değiştirebilmek uğruna yanına aldığı başka birisine. Yaşanılan ama hiçbir zaman geçmeyen, tadı hala damağında anılardan başlamış, bir uzak dünyada geçirdiği yıllardan ve burada yaşamadığı her bir şeyi sular altında bırakarak. Silinmesi gereken bir zaman aralığı varmış hayatında, bir daha hatırlamamak uğruna filmlerde gördüğü o garip olguları severek. Anlatmış, anlatmış, anlatmış ve susmuş…
Karanlığın sessizliğinde kaybolmuşlar beraber ve ilişkilerini yeniden adlandırmışlar susulan her anın hatırına. Aşk, sevgi, dostluk ya da kardeşlik koymamışlar kötü zamanlardan hatıra kalan duyguların adını. Yalnızca yanlızlık demişler, hayatın bütün noktalarına sakladıkları her sessiz harf gibi.
Güneş bir kez daha battı uzaklarda bir yerde ve ben her kimsesizliğimi hatırladığımda onları görürüm, dalgalarla kıyıya vuran…
Geçmiş mi gerçekten?
Bir şeyler var hayatın bir penceresinden bugünüme bakan ve ikisinin arasında bir bahçe çiti var, bütün ayrılıkların üstünde yazılı durduğu. Ne kadar yakınlar ve ne kadar farklılar, öncemden bügünüme sarkanlar.
Geçenlerde bir dost muhabbeti arasında lafı geçti; geçmişimin bir türlü geçmediği çarpıldı yüzüme ve onu geçmiş diye çağırmanın hakkım olmadığı söylendi, tam kalbimin durduğu yerde bir hareketsizlik belirdi o an ve içimi acıtan bir sevinç geldi buldu beni alacakaranlığın içinde.
Geçmiş geçseydi eğer, unutulurdu ya da unutsaydım geçmiş olacaktı ki benim hayatımda henüz böyle belirtiler yok. Unutmadım, “unutamam” var bazı şeylerinde hayatın ve “unutmam” var yalnızca birinde. Bütün “geçmiş”ime rağmen geçmemiş bir hayat var, hayatımın içinde hayatım dediklerim birde, bütün haşmetiyle geleceğimin üstüne oturan. Bunca zaman boyunca bir “geçmiş” yapamamışım kendime sanmıyorum ki bundan sonra yapabileyim…
Tecrübeli bir hocadan “Geçmişe Giriş 1″ dersi alacağım, çok zamanımı (ç)alan ama iyi ezberlediğim bütün “Hayat Bilgisi” derslerinin bıraktığı izleri silmek için. Çok kaldım, çok bırakıldım ama iyi öğrendim hepsini, unutmak mümkün değil, hele geçmiş demek hiç kolay değil. Bir de “olsun, tecrübe oldu işte”ciler var bütün iyi niyetleriyle hayatımda dolanan. Kimse sormadı ki bana, bak bu derslerden seni bırakıyorum, ileride çok sıkıntı çekeceksin, ama çok sonraları daha rahat edeceksin. Diğerleri bu dersin ikinci bölümünü alırken sen çocukluğunla, ailenle, gençliğinle, geçmişinle ödemiş olacaksın bu dersin ücretini ve biz sana karne yerine tecrübe vereceğiz, kabul ediyor musun? diye sormadı kimse. Sorgusuz aldım bütün zorunlu derslerini hayatın bilgisinin. Seni aralarında kaybettim, sıra arkadaşım olman gerektiği yerde. Ama pek adil olmayacaktı, seni vakti gelmemiş bir sınav için zorlamak, sırf yanımda olmanı istediğim için.
Ortalık karıştı, kırıştı yine, düzensizliğine aldırmadan bügünümün. Halbuki, annem ne çok dikkat ederdi, defterimin kenarlarının kırışmamasına ve muntazam yazı yazmama. O zamanlar ne kadar gelecek istediysem, bu gün o kadar eski zaman istiyorum ve ben geçmişte yaşıyorum şimdi, unutmadığım her bir şeyin kenarına oturup, müzik dinliyorum. Kırıştırıp atamadığım bütün müsvettelerimi temize çekiyorum şimdi, bütün tecrübelerimle, en güzel yazımla. Okutacak kimse yok…
Hepimizin kandili mübarek olsun. İnşallah hayırlara vesile olur.
Ay nerde dursa, oradaydık
Dallarda zerdali çiçekleri
Savrulup gider rüzgar esince
Bütün bir yaz böyle geçti…Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer bu içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleriFincana kahve koydum gel, ah
Bugün şeytana uydum gel
Ay doğdu dağın üstünden, aman aman
Dallarda beyaz çiçeklerDayandım gecenin karasına
Artık kimse kıramaz beni
O kül gibi deniz o sessiz kız
Kayıp bir sandala binip gittiNe sen söyledin derdini
Ne ben sevdiğime inandım
Unut geçen eski günleri
Bunca yıl sonra nasılsın?Ezginin Günlüğü - Hüsnü Arkan
Yine… Yine hayatın dalları sarkıyor yukarılardan, bir şeyler toplama şansını verebiliyor, hakedene, haketmeyene bile. Ve biz bir karar vermek zorunda kalıyoruz önümüze gelen iki zorlama arasında. İkisi de zorlayarak olacak, ikisi de gözyaşıyla. Sanırım ikisinden birini seçme şansı verilmiyor bu sefer, çünkü ikisinin de ucu aynı yere çıkıyor. Bir yerlerde birilerinin kalbini kırmadan yapılası bir şey değil işte.
Sizin var mı böyle sorunsal seçimleriniz? Mutluluğun ayak parmaklarınıza değdiğini hissettiğiniz zamanlarda çalar genelde kapınızı, bütün albenisi üstünde. Şöyle bir bakar size, bütün “sarıl bana”sı ile ve siz karşı koyamazsınız, bunca zaman beklediğiniz bir hayalin zorlamasına.
Zamana hükmedememenizdir asıl sorun; derdinizin kaynağı olan ile dermanı olan arasındaki farkı en iyi anlatabilecek şeyleri kaybettiğiniz bir zamana hükmedememek. Onun her hırçın haline dediğiniz her “evet”, sizin sizden kopan ve bir daha geri gelmeyecek bir parçanızın yere düşerken çıkarttığı sesle aynıdır. Bekletemediğiniz bir ara vardır hayatınızda, diğer beklemeyenlerden farklı. Bu sefer farklı olmalıdır, size rağmen ve siz anlatamazsınız bunu kendinize. Herşeyi bilip de hiç bir şey yapamayan bir “hiç” gibi beklersiniz, şeytana uyduğunuz bir gece vakti. Anlamanız gereken “hiç bir şey” sizi bekler orada, sizin onu beklediğinizden habersiz…
Anlamsızlık kaplar sonra hayatınızı, O’nun yokluğundan kalan ve bir daha bulamayacağınız bir anlam saklanır O’na söylenmesi gereken iki kelimenin arasına. Tazeliğinizi bütün tecrübelerinizin içinde kaybettiğiniz bir zaman gelir bulur sizi, yalnız kaldığınız bir gece vakti, şeytandan habersiz…
Bu düğünün gelini eksik…
Arada bir değişiklik lazım, hayatımızın bütün demirbaşlarına rağmen. Uzun süredir burası için bir değişiklik düşünüyordum ama bir türlü bulamıyordum, hala da bulabilmiş sayılmam gerçi
Sadece küçük bir değişiklik, önceki renkler pek bir canlı geliyordu ruh halime, bu belki biraz daha yakışır.
Asıl istediğim değişiklik burayı kendi sunucusuna taşımak ama yapabilmem için buradaki yazıların anlamını kaldırabilecek bir alan adı bulmam lazım. Düşünüyorum ama bir türlü istediğim gibi birşey bulamadım. Sizin aklınıza gelirse haber edin olmaz mı?
Bazenle başlar geçmişin ıssız yalnızlığı, yanınıza almayı unuttuğunuz bütün anıların hüznü ve gözlerinizde saklı olan bütün su damlacıkları bazenle başlar…
Bazen aklınıza yeniden gelir gönlünüzden çıkmamış olan ve ne hikmetse bazenler bir zamandan çok her zaman olur akıp giden hayatın ortasında. Bazen bir şarkıda duyarsınız saklanan anıları ve bazen bir şehir olur resimlerde gizlenmiş geçmişi bütün ağaçlarıyla yaşayan. Size bütün gerçeğini hatırlatırlar hayatın, yaşanılanların ve yaşamakta olduklarımızın. Özlediğiniz her şeyin gerçeklikten uzak olduğunu düşünürsünüz ki özlememişsinizdir, daha iyi anlarsınız. Adeta yanıp tutuşmaktasınızdır bir sigaranın ucunda, bütün hayatın yükünden ve en kötüsü yalnızlıktan. Bir büyük kalabalığın içinde yalnız kalmaktır sizi asıl yoran. Bal gibi bilirsiniz ki yalnızlık bir derttir ve derdin dermanı kendi içinde gizlidir.
Bazen bir dost olur derdiniz, beraber türküler söylerken bir tepeden bütün yorgunluğuna rağmen sevenleri ayırmaya çalışan şehirlerarası bir yolu seyretmek için. Vakitsizce bırakıp giden olsa da herşeye değer bir dostun hayatımızda bıraktığı iz. Bir ıssız gece ortası hatırlarsınız yarım kalan bütün anıları. Ve öğrenirsiniz bir kez daha, bir elmanın üstünde, hayatınızı ısıtan bir insandan kalma diş izi olmazsa o elmanın tadı olmaz.
En çok sevdiğinizdir sizi geçmişten düşmüşe döndüren ki eşşek bile güler halinize, sizin acımışlığınızın ya da kırılmışlığınızın farkına vara vara. Düştüğünüz yerin derinliği hiç mühim değildir, mühim olan düşmemektir bir kere. Ve pişman olmamaktır, acemiliğini yeni yeni attığınız bir hayattan.
Anılardır işte zamandır, bazen şarkılardır, yazılardır, bazen bir dost olur hayatınızın en güzel yerinden geçmiş, bazen yürüdüğünüz kaldırımlar, bazen baktığınız bütün sahiller, bazen Yenimahalle hattında çalışan bir otobüs olur plakalarını ezberlediğiniz, bazen bir film olur bütün damarlarınıza işleyen, bazen gece olur yıldızlarına gömdüğünüz ve her gece sizi bir on yıl geriye götüren ve bazen kendiniz olursunuz, geçmişten düşmenize sebep…
Bir kaya parçasında ya da bir çiçeğin doğaya dokunuşunda, beni her bakışımda benden alabilen bütün su birikintilerinde, uçabilen ya da uçamayan bütün yaratılmışlarda başka bir hayat görebilmek, bekleyebilmek bütün umutları geceden kalma bir yıldıza yükleyip…
Hayatın bizi ‘bekleyen’ ya da ‘beklemeyen’ bütün güzellikleri için yaşamak lazım, onlar yaşadığı sürece…
Belki de hiç burada olmamalıydı,
yalnızlığını yüzüne vuran rüzgarın sesiyle irkilmemeliydi
hiç…
Bıraktığı yerden devam edemediği hayatına duyduğu özlemle,
savrulup durduğu yolculuğu bitmişti
Yalnız bıraktığı sevdiklerini düşündüğünde
daha bir acı veriyordu bulunduğu yer
Zaten buranın onlarsız hiç tadı olmayacaktı…
YALNIZLIK
dedi sessizce…
korku dedi…
soğuk dedi…
BEN dedi…
Acıyla kıvrandı yine…
Bırakamadı hayatı,
geçmişi,
yaşamı…
Dönmek istedi sessizce geriye ama beceremedi
Zaten neyi becerebilmişti ki bugüne kadar.
Yakmaya çalıştığı gemiler bile tutuşmamıştı
Doğru…
Düzgün…
Tutunamamıştı hayata bir türlü
ama
birşeyler değiyordu yine de bir yerlere
ve
gitmenin hiç sırası değildi…
Paramparça olmuştu yine…
Bölünmüştü işte milyonlarca parçaya.
Hayata dair hiç birşey yoktu burada
Kendine…
Yine de olmalımıydı
yoksa kaçmalı mı?
Fırsatı olurmuydu acaba, kimbilir…
Belki de bir kedi olmalıydı sıcak bir sobanın yanında,
beyazlığını oynadıpı yün yumağından alan şişman bir kedi…
Olamıyordu işte, büyü bozulmuştu artık
Gitmesi gerekliydi ve gitmişti.
Hem de her şeyi arkasında bırakıp,
ya da her şey olması gerektiği gibi olmuştu…
Artık dönmek istese bile dönemeyecekti geriye.
Mutlu olamayacaktı örneğin dostlarıyla
ya da bir çay içemeyecekti
sıcak…
İçi acımıştı yine
her yalnız kaldığında olduğu gibi
ve hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağı gibi.
Artık yoktu,
olmayacaktı,
istediğinde ölemeyecekti yani
Cennette buna izin vermezlerdi…



Söylenmişler
RSSsezgi, DAMLA, orhunb, şahin, orhunb [...]
Yavuz
İbrahim Ömür Copcuoğlu
Masal, orhunb, mihman, orhunb, mihman [...]
Masal, orhunb, insansan, orhunb, DiShYy_ShEyTaN [...]
Masal, orhunb, revival, orhunb, revival [...]