Bazen insan sevdiğini, kendi sevgisinden çok sever ki bundandır hayatının fedakarlığını onu korumak için yapması. Bazen dibine kadar battığın pislikten bir şey sıçramasın diye yok sayarsın sevgini, bakarken gözlerinin içine ya da bırakırken ellerini yerçekiminin özgürlüğüne. Fedakarlıktır bu vaktinde anlatılamayan ve anlatılabilse adı fedakarlık olmayacak olan, bırakmayacaktır seni çünkü ve belli ki bir gün dokunacaktır bir ucu düştüğün karanlığın.
- Seni seviyorum ve bunun için ayrılmak zorundayız…
Ne kadar acı bir şey olduğunu sanırım kimse anlayamaz, anlayamamanız için dua ederim, yaşamamanız için yaşılmak zorunda kalınanı. O an çocukluğunuzla ve sıkıntılarınızla bir çok şeyden kaçarken buluyorsunuz kendinizi. Bir kaçış daha ağır gelecektir ama mecburidir sizin içinde bulunmadığınız bir zırh geçirmeniz hayatınıza ve sonrasında bir cümlenin getirebildiği koca bir ağırlık, yüreğinizin tam ortasında kendi kendinize konuşursunuz, solgun bir sesle bağırırsınız, çünkü bilirsiniz duyamaz sizi, duymaması lazımdır, ‘yasal acılarıdır’ bu sefer aranızda bütün soğukluğuyla oturan.
Yine bir filmde karşıma çıktı, hayatımın en önemli anlarından biri. Hayatımı çokça etkilemiş ve sanırım bundan sonra da etkilemeye devam edecek bir anın birbirini seven iki insan arasındaki tek taraflı repliği. İnsanın garibine gidiyor şimdi, bunu üstünden bunca zaman geçtikten sonra, alakasız bir yerde atıvermek havaya, yere düşeceğini bile bile. Ama filmde duyunca o kötü günlerime döndüm, o an söyleyemediğimi şimdi zamansızca birilerine söylemek istedim, beni tanımayanlara ve belki de hiç tanıyamayacak olanlara, önceden yazdığım gibi “bazen hayatta en çok ihtiyaç duyduklarınız, en az tanıdıklarınızdır” cümlesine saklanmış kimselere.
Hayatımın cümlesinin filmdekinden farkı, sessizce söylenmesiydi, duyulunca büyüsünün bozulacağını bildiğiniz bir sır gibi bunca yıl hayatımın tam orta yerinde kalan, yıllar önce zırhın durduğu yerde yani. Şimdi ne bir kalkanım var kendimi savunabileceğim ne de iki çift lafım birilerine saldırmak için kullanabileceğim. Hepsini bir kenarına bıraktım, yoksun geçen bir hayatın, bekliyorum.
Aslında herkes istediği gibi yaşamalı ve insan sadece sevgi konusunda bencil olmalı, yapılabilecek bütün fedakarlıkları bir kenara atıp doya doya yaşamalı o anı ki sonradan Bülent Ortaçgil’e Sensiz Olmaz’ı söyletmemeli bir gece vakti, uzak bir ülkede, bir hayalin içine sığınarak; koruyamadığı bütün hayallerinden ırak…
Bu sabah yalnız uyandım, sensiz olmaz sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok, sensiz olmaz sensiz olmaz…
sen çok dertlimişsin be arkadaş
o etkilendiğin sahnenin hangi filmde olduğunu merak ettim doğrusu.
vesselam.
canım bende bana nasıl bu kadar uzun zamandır birliktesiniz diyenlere “fedakarlıkla” demiştim ama kimse anlam verememişti. çünkü hep alışmışlardı onurlarından, gururlarından, egolarından yalnızca para karşılığında fedakarlık yapmaya. sevgi için neden fedakarlık yapsındıkiler? Çünkü hiç sevmediler, hiç bülent babanın da dediği ve senin de hatırlattığın gibi hiç bir insan için acaba sen olmazsan ne olur diye akıllarından geçirecek kadar şanslı olmadılar. Çünkü insandan çok ne vardı ki? Bu kadar az insana rastlanan şu dünyada. Seni seviyorum kardeşim
Benim bu dünyadaki en büyük şansım senin gibi doğru insanları “kardeş” edinmemdir herhalde. Sevdiğim, sevildiğim güzel insanlarla beraber olduğum güzel bir hayatım var, içinde barındıramadığı bütün eksiklerine rağmen. Fazla söze gerek kalmıyor işte, bütün fedakarlıkları bir kenarına koysamda hayatın. İyiki varsın, iyiki kardeşimsin…