Salkım saçak bir aşk yaşıyorum. Kimseden habersiz, bazen benden bile…
Önceleri aşkın, sevgiden önce geldiğini, sonra yerini usulca sevgiye bıraktığını sanırdım. Yanılmışım…
Aşk, hep bir köşede sessizce beklerdi ortaya çıkması gereken anı, ve bir saatin tik-taklarında bulurdu, o mutluluk zamanını. Çeker çıkartırdı içimde kalan bütün hüznü bir çırpıda, içimi ısıtırdı ve gözlerimi kapatırdı, kırmızı bir çaput ile, bir dilek ağacından hatıra.
Bütün heyecanlarını bir küçük bakışa sığdırırdı, hayatın tam ortasından beni seyreden; ve tam ortasına koyardı benim hayatımın, bakılası bir çift gözü, hiç acımadan. Güzeldi, anlatılmazdı ve unutulmazdı ama gitti sandığım aşk saklanmıştı bir köşede kölesi olmadan bir sevginin belki de bir armağan olarak kalmak için hayatın içinde gizli.
Sonra seviyorum dedim, aşktan kalan bütün heyecanları bir tutkuya kaptırmadan önce. Ölesiye dedim, dokunmadan, cayır cayır yanarak dedim ve hiç pişman olmadan sevdim. Herşey yaşanması gerektiği gibiydi, kaderimde yazılı ve bir tutam dönüşü yoktu eski heyecanlara. Seviyordum ve ötesi yoktu, kalanların hepsi benimdi, hissettiğim; ve azalan bir şey de yoktu hayatta, olamazdı ta ki tanıyana kadar tutku dedikleri aşk ile sevgi karışımı şeyi. Sadece sana aitti bu, bir sır gibi tarifini başkalarından sakladığım bütün mutlulukların sahibi sana.
Gittikçe dallanıyordu hissettiklerim ve ben her gün yeni bir ben buluyordum o baktığım yeşil gözlerinde. Derinliğini bir türlü ölçemediğim bir duygunun bende bıraktıkları, bir yaşlı meşe ağacının kesildikten sonra yerinde bıraktıklarından daha az değildi. Kökü bende olan, bütün dallarıyla daha da güçlü yapışıyor hayatın yakasına şimdi, istiyor sorgusuz alınanı ve bekliyor bütün sabrıyla bir dağın. Biliyor ki o gün gelecek. Üstünden yıllar geçse de, hayat hiç bir şeyi yerinde bırakmasa da, en çok yıktığını geri getirecek zaman, mutlu olduğu yere. Burada, bütün dallarında hissediyorum seni, bir hayalde sarıldığım o mavi ağacın.
Şimdi bitmişliğine inanılan bir aşk yaşıyorum kimseden habersiz, bazen benden bile. Doya doya bakıyorum bir dilek ağacına, dallarında asılı bir sürü çaputum var adının yazdığı ve şimdi en başa dönüyorum, seni beklediğim yere. Bir masum aşk işte, 10 yıldır içimde duran, salkım saçak…
çok hüzünlü bir yazı olmuş.insana işte böyle olmalı dedirten cinsten olmuş.hep beklenen ve arzulanan bir aşık…tebrik ederim.
Estağfurullah, benimkisi kendi içinde büyük ama söyleyince küçücük kalan bir şey. Aşk ya da sevgi diye bir isim koymak istemiyorum, benimkisi hayatın içindeki hüznün ta kendisi zaten.
Rabbim hüznünü sevince çevirsin inşallah. Bu duygularının adı her ne ise, aşk veya sevgi hiç farketmez, bunlar çok yüce duygular. hüznüne sebep de olsalar…
Amin diyorum, sonunu bütün içtenliğimle uzatarak