Neden gelmedin diye sordu kız…
Yeniden ayrılmak zorunda kalmaktan korktum dedi kızın ellerini ellerinin içine hapseden adam, sessizce ve korkarak.
Bir ayrılığın iki yaşamı bu kadar etkileyebileceğini hesaba katmamıştı, döndüğünde bulacağı karamsarlıktan habersizce bırakmıştı hayatının önemli bir kısmını nadasa. Belki daha da büyür diye bir ümitti işte, zaten büyüğüne sahip olduğu bir şey için duyulan, insan olmanın verdiği bütün açgözlülükle.
Çok şey değişmişti ve bundan sonra değişenleri nasıl değiştireceğini bilmiyordu cevabını ararken kalbinden geçen soruların.
Bazen fedakârlıkta bir anneyi aratmayacak kadar hassas olabiliyor insan, sevdiğini korumak için ya da bir şeyleri değiştirebilmek adına, geç kalınmış bütün zamanlar için. Geri dönmenin bir tutku haline gelmesindendir belki dönememesi, bir zamanlar “herşeyim” diyebilecek kadar önemli varlıklar için ve bazen kader bağlar bir zamanlar tek faydası onun ellerine dokunabilmesi olan korkak ellerini.
Beklersin sonra bir yerlerde, bir soluk zamanın içini acıtarak geçmesini, bilmene rağmen acıtacağını bütün yaralarına tuz basar gibi. Bilirsin ama bir şey yapamazsın, dönmek istersin ama dönemezsin ve doymak istediğin elleridir yine hayatın bir yerlerinde, zamanın içinde kaybolan. Her baktığında bir güzel resme, dinlediğinde bir eski şarkıyı içinde “sen” saklı ya da her konuştuğunda eski bir dostla bütün güzelliklerini geçmişin ve özlemini her anlatışında gözlerinle, farkına varırsın yapılan fedakarlığın ve için daha da acır. Halbuki söz bile verememişsindir yapamadıkların için, seni sorumluluk adına bağlayan, hayatını bir hiç için yok ettiğin o anlamsız sorumluluklar.
Neden gelmedin diye sordu kız…
Gel(e)mediğin için sorulmuştu sana bu soru, bir çok şeyin değiştiğinden habersiz gelememiştin ve gelebildiğinde ise üç kişilikti hayat. Belki de içinde soluklanmak için bile bir yer bulamayacağın bir hayat, sadece senin geçmişinde bir güzel hatıra olarak kalacak, bütün yaşanılmışlıkları bir gün bir dağ başında en yakın dostlarınla bile paylaşamayacağın bir sessiz hayat, o kadar dolu yaşanmışlığına inat.
Ve adam korkarak cevapladı, bilemeden ne tepki geleceğini, bir türlü delillendiremediği ama bir zamanlar ölesiye yaşadığı bir aşk için. Tekrar ayrılmak zorunda kalmak, bilmeden ama hissederek ki hayattır yine sana anlatan neler olabileceğini yaşanılan koşullar altında. Ayrılmak zorunda kalmak. Buradaki anahtar kelime “zorunda” ki anlatması en zor olandır her zaman, senin bile inanamadığın bir şeyi, başkasına inandırmanın zorluğudur üstüne bütün ağırlığıyla binen. Ve bunca zaman boyunca hayat sana bir güzel anlatmıştır neyin zor neyin zorunda olduğunu…
0 Responses to “mayacaklar…”
Leave a Reply