Uzun zamandır karşılaşamadığım güzellikte bir filmdi, “Touch of Spice”. İnsanların yaşadıkları üzücü şeyler, ölenlerin kalanların kamera arkasında, yaşayan aşkların gözlerimin önüne düştüğü bir baharatlı hikaye işte. Farklıyıdı yine de diğer yapılanlardan, bir gurbetten başka gurbete gidenleri anlatıyordu, geride kalanların gözyaşları arasında.
Filmden çıkartılması gereken bir dolu hikaye vardı bence, herkesin dinlemesini isterdim ama benim anlatmamla olacak gibi değil. Kesinlikle arşivde bulunması gereken bir yapım. En azından zevkime göre olan ender güzelliklerden.
Bir yerlerde bir şeyler yaşanmış ve bu yaşanılanlar iki halkı da derinden yaralamış. İşin ustalığı bu derinliği iki tarafı da kırmadan verebilmekte sanırım. Bazen bir müzik oluyor bu, bazen bir şiir, bir film ve kimi zaman satır aralarına saklanmış üç beş cümle. Genelde sanatın içine bırakıyoruz duygularımızı, konuşunca ettiğimiz kavgalara inat. Sonra bir gece yarısı sessizce dinliyoruz bize anlatılanı ve biliyoruz ki birebir anlatılsa tuz basacaktır yaralarımıza, yıllardır kanayan. Sanat yetişiyor tam bu noktada ve dokunuyor insan yanımıza.
Sanırım insan bir yerlerde mahpus kalınca anlıyor itilmişliğin ne demek olduğunu ve itilmişlerin anlatıldığı bir filmden anlaşılması gerekeni. Bunun gibi bir de “Crash” vardı, kaliteli sayabileceğim filmler arasında. Bu tür filmlerde aradığım güzel oyunculuk değil aslında, hikayenin orjinalliği ve anlatımı beni vuran ya da dokunan bir yerlerime.
Yine vakitsiz bir filmin getirdiği duygularımla kaldım işte. Filmin içinde o vardı, ben vardım, hayallerim vardı ve ince belli cam bir bardakta içtiğim çay, bakarken denizine sevmediğim İstanbul’un…
0 Responses to “Touch of Spice”
Leave a Reply