Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş
Tanrı istemezse insan ölmezmiş
Sen Tanrı mısın beni öldürdün?
Eşime, dostuma beni güldürdünSezen Aksu
Şimdi bunun üstüne ne denir diye düşünüyorum, uzunca süredir yazmamışlığın verdiği özlemişlikle. Kalbimde kalan derin bir yaranın acısı var bütün yazdıklarımda ve bitmediğine inandığım sıkıntılı bir hayatımda, ki o da ortasında durur senin geçtiğin bir patikanın, kenarında sana veremediğim güllerin rengini verdiği bir kırmızı gün batımı.
Aslında aşk şarkılarıyla anlatabilirdim seni sana ama ben yaşanılmamışı yazmak uğruna kovalıyorum kelimeleri. Kendi hayatımın neresinde durduğunu bilmeden yazıyorum bütün mektupları, yollamamak farz artık. Yollanmışların bir kenarında hep adın yazardı, şimdiki bütün boşluklardan fazla, senden az.
Bazen bir hikayenin içine saklıyorum seni, bazen siyah beyaz bir resme. Bulunamamışlığını da seviyorum senin, kaybolmamışlığını da, bırakırken beni siyaz beyaz bir hikayenin içinde. Ve yeniden yazmak istediğim bütün harflerin öncesindesin şimdi, bir ucu bilerek yakılmış bir mektubun içinde sıkışıp kaldım, sessizliğinin tam ortasında.
İşte o vakit kelimeler, anılardan bahsetmez. Yaşanmış olan değil, paylaşılamamış olan düşer satıra.
Susulanlara giden bir kapı açılır kelimelerden. Mektupların ucu yakılır.
Ve şöyle bir yer bilirim:
“gönderilmemiş mektuplar postahanesi”
pul yok
adres yok
isim yok
Sanırım bir çok köşesinde buluşabiliriz hayatın ama suskunlukların olmadığı bir sözlük içinde aramak lazım kaybedilen daha doğrusu özlenilenleri.
İşin kötüsü elimde her türlü bilgi var bir mektubu yollamak adına, eksik olan benim sanırım…