Bir bilsem

Bir insanın ne zaman öleceğini bilmemesi kadar büyük bir nimet yoktur sanırım. Düşünsenize sabah kalkıyorsunuz ve bir bakmışsınız son beş gün, bitiyor artık çektikleriniz, hüzünleriniz, acılarınız, mutluluklarınız, doğan çocuğunuzu kucağınıza aldığınızdaki ilk heyecan, bir dosta sarılınca duyulan sıcaklık, annenize olan özleminiz, ıslak bir kaldırımda kurumuş yaprakların ayağınızın altında gezen hışırtılı sesi, içinizi yakan eski bir şarkıya gizlenenler, birlikte karnınızı bir daha tıka basa dolduramayacağınız o dost, hayatta herşeyim diyebilmenin tadını size yaşatan insanların o güzel sesi, yaşadıklarınız ve daha yaşanılması gereken onca şey. Hepsi tadı damağında bir ömre sığmış, sığmayanlar kenarından taşmış ve sizin artık taşanları dolduracak bir kabınız bile yok. Biliyorsunuz işte, gidiyorsunuz içinizde kalan bunca şeyin acısını daha koyu yaşayarak gidiyorsunuz buralardan…

Nimettir bilmemek ne zaman kavuşulacağını, “sayılı gün çabuk geçer” diyenlerin aksine ki, genelde iyi şeyler için söylenir sayabildiğiniz bir gün batımının daha hayatınızdaki. Planlarınız vardır hep, her bir şey yapacaksınızdır, hasretinden öldüklerinize kavuşacaksınızdır mesela, sarılacaksınızdır bir bardak çay eşliğinde annenizin kurabiyelerine ya da hayatınızı bir çıkılmaz boşluğa çevirenlerle karşılaşacaksınızdır bir ıssız zaman ortası. Bilmezsiniz bütün bunların ne zaman olacağını ama bildiğiniz birşey vardır, hayallerinizin gerçekliği. Her ne kadar hayal de olsalar, bir gün çalacaktır kapınızı umutlarınız, kaybettiğiniz her misket gibi ya da diktiğiniz her elbise gibi cansız bir oyuncak bebeğe, gerçektir hayalleriniz, bulacaksınızdır bütün misketlerinizi bir gün…

Dünyanın yalan olduğunu anlatırcasına yapışacağınız zamanın yakası tutacaktır bu sefer sizin yakanızı, boğarcasına. Lâkin çok geçmiştir hayat, yaptığınız hiç bir plan tutmamıştır, zamanın tutması gereken hiç bir güzellik akmamıştır hemen yanıbaşınızda coşan ırmağa ve siz hiç bir zaman ayağınızı sokamamışsınızdır o buz gibi akan Karadeniz ırmağına.

O an, planlayıp da yapamadıklarınız damlar aklınızın bir ucuna, yakarken gönlünüzün en ince yerini. Hayaller kurmuştunuz mesela daha doğup büyüdüğünüz toprağa geri dönecektiniz, küçükken, dalından bir ekşi elma uğruna düştüğünüz o ağacın altında batıracaktınız kırmızı güneşi, sıcacık bir dost sohbetiyle. Olmadı işte, planladığınız her bir şey gibi bunlar da havada asılı kaldı bir kuşun kanadına, bir zamanlar asılı kalan sevda gibi. Onu da siz planlamamış mıydınız zaten, ne kadar yaşayacağınızı bile bilmeden?

Çok karıştım yine planladıklarım içinde plansızlıklar yüzünden, sırf içimden geldiği gibi yaşıyorum diye…

0 Responses to “Bir bilsem”


  1. bir şey söyleyememişler

Leave a Reply