Başlıksız…Yorgun…

Ellerim acıyor artık, her seferinde yaralanan kalbimi bir çanak gibi sevgine tutmaktan…

Bekliyorum. Zamanın kendisinden bile haberim yok artık, saymam gereken günlerden başkası da düşmüyor peşime zaten. Bekliyorum. Bütün acımı bir kapı arkasına asıp, hüznümü geçiriyorum yine sırtıma, bir saatin tiktakları eşliğinde. Duyuyorum bütün vuruşlarını bir hayatın ama hep aynı ritm var sesinde, aynı acı. Bir gün yalnız biteceğini bildiğim hayatımın en güzel gününü, bir martının kanadına taktığım umutlarıma yüklüyorum ve bakıyorum yine onların getirdiği yalnızlığıma, senden uzak bir deniz kenarında.

Tutunamamışlığın bir ayağı olan umutsuzluk var hayatımın tam ortasında, tükenmişliğimi azdıran. Kanamasız bir yara oluyor hasretin ve doktorlar bulamıyor yalnızlığa bir çare. Çivi çiviyi söker misali bakınıyorum mutfağa, bir tutam tuz basabilmek için yalnızlığından bana kalan acıma, bilirken daha da acıtacağını yaramı. Çaresiz çaresizliğimi kabulleniyorum yokluğunda ve bir daha dönme diyorum kendi kendime her ıssızlığında aynadaki yalnız adamın.

Ellerim var bir tek hayata asıldığım, senin yokluğunda bütün tuşlarını yoklayan bir klavyenin. Seni, her dönüşünün bir yıkımı getireceğini bildiğim ama bir türlü dönmediğin bir yolculuktan getiren bir hikaye kahramanı yapan ellerim var, yorgun kollarımdan sarkan. Ömrünün çoğunu martısız denizlerde harcayan bir kaptan gibi, yazıyorlar bütün hikayeni kalbimin tam orta yerine, sığınabilecek bütün limanlardan uza. Bir gün bir sahilde seninle oturmanın hayaliyle bakıyorlar bütün sayfalarına benim hayatımın ki hayatımın akışını senin varlığına göre değiştirmeye kadir bir kalbim var, yalnızlığın bütün vakitsizliğine rağmen avuçlarımdan sarkan.

Ellerim acıyor artık, her seferinde yaralanan kalbimi bir çanak gibi sevgine tutmaktan…

0 Responses to “Başlıksız…Yorgun…”


  1. bir şey söyleyememişler

Leave a Reply