Çok uzun zamandır takmadığım saatim yine güneşin doğuşunu gösteriyor, ağızda ekşi bir tad bırakan bir ülkede. Saat takmıyorum artık. Belki saatin anlamından belki de “saat”in anlamından. Henüz bulamadım ama bir ara kesin bulurum, bakarken kendimi o saate, düşünürken nereden nereye diye. Bende ne korkakmışım ama. Bir şarkıdan, bir mekandan, bir şehirden, bir saatten, bir kitaptan, bir bir bir… Ha bir de şiir var korktuğum derinden.
Ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
Şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık…Refik Durbaş
Bazen okumaya kıyamıyorum, içine gömdüğüm anılarımın incinmesinden korkarak, bazen bir bakıyorum kendimi kaybetmişim bu satırların bana getirdiklerinin kenarında, bazen dalıp gidiyorum güzel ülkemin maviliklerine. Bulamıyourm nedense yolumu gün ışığında, sanki karanlıkların içinde kaldıkça, içime siniyorlar ve ben daha bir kayboluyorum zifirinde siyahın. Korkuyorum demiştim daha önceden defalarca, bir çok insanın “korkuyorum” deme korkusuna karşın. Beni bozmuyor böyle şeyler, nasıl hissediyorsam öyle çıkıyor dudaklarımdan. Ama maskemi sadece burada bırakabiliyorum masaya, sanki kimselerin beni bulamayacağı, bir küçük adada yalnız başımaymışım gibi.
Bir ada özlüyorum, bir deniz, bir söğüt ve de.Tutunamamışlık koysalar da adını, ben hayata korkularımla tutundum. Bir ucu bana değiyor korkularımın, bir ucu yıllardır görmediklerime. Umudu getiriyor bazen korku, hani hiç acımadan çaresizliği getirdiği gibi. Ben yine de tutunmak istiyorum korkularıma, bunca yılın yaşanmışlığına rağmen…
0 Responses to “Küçük cesur”
Leave a Reply