Yine ara vermişim hayatıma, kaldığım yerden devam yine. Yine “bilmiyorum” diye başlayacaktım ki cümleye, ne kadar çok şeyi bilmediğimi farkettim bir kez daha, çevremdekilerin “o bilir” aldatmacasına rağmen. Aslında onlar için bilinmesi gereken çoğu şeyi biliyorum sanırım ama kendi adıma, kendi hayatıma dair bilmediğim çok şey var, benimle beraber kimsenin bilemediği şeyler.
Acaba bütün bunlar özgüven eksikliğinden mi kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Ve cevap yok yine. Ve çoğu zaman sorduğum soruları benden başka duyan olmuyor. Belki çok sessiz düşünüyorum, belki de o kadar yakınımda kimsenin olmamasından kaynaklanıyor.
Eskiden beri savunduğum bir şey var:
“Herkes bilmesi gerektiği kadar bilmeli”
Bu bilinmesi gereken şeyler benim hakkımda olabilir, çevre hakkında olabilir, hayat hakkında olabilir ya da bilinmemesi gereken şeyler hakkında. Sanırım bunun sonuna kadar savunucusu olacağım ki her zaman faydasını gördüm. Ama anlamadığım nokta, “peki ben de mi bilmemesi gerekenlerdenim? Yani en azından kendi hayatım hakkında.”
Şimdi bana cevap verebilecek arkadaşları bekliyorum, yine bilmediğim insanlardan bilmediğim cevaplar istiyorum yani…
Blogunu yeni kesfettim. Sanki kendi yazilarimi, kendi dusuncelerimi okur gibi oldum. Sorularinin cevabi bendede yok, bulamiyorum.
Cok uzaktan bir gurbet kusu (arada bi fazla dusunceleriyle fazla derinlere dalan biri)
Bunca zamandır yalniz olduğumu düşünmüştüm bu duygularla, bir yerlerine sıkışıp kalıyorum hayatın hep.
Sorularımın cevabının sende de olmaması pek iyi bir haber değil, ama en azından aynı soruları paylaştığın bir sıra arkadaşımın varlığını bilmek güzel.