Monthly Archive for Şubat, 2006

Taş kesmek bu mu?

Emre Aydın – Belki Bir Gün Özlersin

belki bir gün özlersin …
başka adamlarla
başka şehirlerde yürürken .

okuduğun ilk roman
sevdiğin ilk adam
yasal acılarından
hatta yalnızlıktan
belki dolar gözlerin .
başka adamlara
başka şehirlerde
belli etmezsin …

seçtiğin bu hayat
geçtiğin son adam
yasal acılarından
hatta yalnızlıktan
sessiz harfler seçersin .
başka adamlara
başka şehirlerde
belli etmezsin …

belki bir gün özlersin …

sil gözünün yalnızlıklarını …
o an fısılda duvarlara adımı .
bin bıçak var sırtımda ,
biniyle de adaşsın
herbiri hayran sana …

Emre Aydin

http://www.emreaydin.org

Özlem

Her gördüğümde resmini
Habersiz
Yani ansızın
Birden ciğerim sızlar
Ve ne zaman görmesem…

Keşke

Yeni bir hayat

Pişman olmak yok bu hayatta. Yok mutlu olmak, ağlamak. Yok hasret kalmak, yok özlemek, düşünmek yok. Artık yaşamak uzak düştü. Yok artık “keşke” demek. Artık sadece yaşamak lazım. Ama iyi, ama kötü. Ama hep mutlu olmak, hep ağlamak. Yok artık diyorum, inan buna ve çelişkiye düşme, düşünme artık. Yeter… Yeter artık çektiklerin, sana edilenler, senin ettiklerin, yeter ağladığın, mutsuz olduğun yeter, hayal kuramamak. Bugün hayatının geriye kalan kısmının ilk günü. Artık mutlu ol, kalmasın pişmanlık geçmişe dair, bulutlara özgü. Yen karanlığı, bitir artık geçmişi, yağmurları geçtin artık. Bundan sonra sadece meltemler var hayatında ve sadece sigara dumanı. Unut diyorum sana, güven artık ışığa… Emeklerken düşmeyi öğrendin sen, artık hızlı koşabilirsin. Pişman olmak yok, bak doğuyor artık güneş. Kovala artık karanlıkları. Pişman olmak yok artık, yanlış yapmak yok. Artık yalnız kalmak yok diyorum sana. Artık sen varsın sadece, duy sesimi duy artık. Vakti geldi. çık dışarı artık, güneşe baktığında gözün kamaşmasın, sigara dumanı yakmasın gözünü. Daha fazla yanma, yeter. Sarhoşluğun geçsin artık, basla yeni hayatına ve acı olmasın artık. Pişman olmak yok dedim, değiştir herşeyi. Güneş batmasın artık, kalbin buz tutmasın. Hadi çık diyorum sana çık artık hayata. Yeter karanlıklarda kavrulduğun. Artık savrulma fırtınalarla. Uyan diyorum, bitsin bu karabasan ve pişman olma kabuslarına, kabuslarında. Bak bekliyor hayat, yalnızca seni bekliyor. Bitir bu hayatı, korkuyu, acıyı, yenilgiyi, mecburiyeti, üzülmeyi, ağlamayı bitir… Bak sormadan dağıtmışlar kağıtları, varsın vermesinler sana bir kalem ve çiz desinler bu resmi. Bırak, neden buradayım deme. Bak güneş doğdu, artık pişman olmak yok. Koş sevgiye ve bundan sonra asla pişman olma yapamadıkların için. Artık sular duruldu diyorum, bırak balıklar çeksin takayı. Akıntıları geçtin, yendin azgınlıkları, aşırıyı. Artık gurbettesin, alıştığın hayatın öbür yarısı yani. Yendin diyorum sana, sen kazandın. Kimsenin kazanamayacağı ve sadece sende olan “Sen” var bir tek. Yaşadığın tüm güzellikler, geçen tüm çirkinlikler, hepsi geçti işte. Artık sadece sen varsın bu yolda. Sadece yürümene bak ve unut geçmişi, arkana dönme bir daha. Daha çok yol var gidilmesi gereken, zaman senindir artık aşman gereken. Hayat şimdi başlıyor sende. Sen kazandın diyorum sana, inanmalısın, sevmelisin ve bırakmamalısın… Tutma akıp gitsin zaman ince bir delikten, sonrası yine sensin. Engel olma kendine. Ayrıl geçmişten, önüne bak, bak doğuyor güneş, dönme sakın arkana, artık ağlamak yok ey kalbim. Sen kazandın, yendin hepsini, birinci geldin kendince, bırak yenildi desinler, hile yaptın desinler, sen kazandın. Ve doğuyor artık güneş. Hepsi bitti. Artık ışık var, sen varsın artık sadece sen. Ve içinden geldiği gibi yaşa artık, bırak istediğin gibi olsun herşey. Değiştirtirme geçmişi artık, pişman olma. Ayın peşinden koşma. Işığa yürü, yavaş ve emin. Önün temiz, önün sen, önün aydınlık. Ve küfretme kötüye. Bak geliyor, yaklaşıyor. Görünüyor artık, pişman olmayacaksın, mutlu olacaksın, zaten “temiz bir sayfa” açmışsın hayata… Bugün hayatının geriye kalan kısmının ilk günü, üzmesin kimse seni. Bırak bari bundan sonrası temiz kalsın.

Korkuyorum, öyleyse varım

İnsanoğlu bir garip varlık. Aslında bir insanı anlamanın çok kolay olduğunu anlayabilememe duyusuna sahip olan, duyguları olan mesela (ki genelde bütün problemlerin kaynağı budur), düşünebilen (ki genelde düşündüklerini söylemeye korkan) varoluş biçimi. Yeryüzüne niye geldiğini hala anlayamamış ya da anlamamak için direnen bir başka yaşam biriminin olmadığı bir dünyada yaşayan, vaktinden çok önce geç kalan ve hayatın tadı hep damağında kalan yaratık. Korkan insan, hayvandan çok…

Neden böyle başladım bilmiyorum aslında, bazen kelimeler dökülüveriyor parmaklarımdan. Bu aralar ağzımı kullanamadım çünkü. İçimde büyüyor bir çok şey ki, aklımdan geçenleri derinlemesine düşünmeye bile korkuyorum. Sonunda yine üzülmekten ve ben üzülürken çevremdekileri de üzmekten çok korkuyorum. Korkuyorum öyleyse varım…

Rüyalarımda korkardım eskiden, hani çocukken, masumken. Dünyamda sadece canavarların olduğu zamanlar mesela. Artık canavarların gerçek hayatıma girdiklerini görebiliyorum ve bu benim yaradılış sebebimi çözmeye haddinden fazla yardımcı oluyor.

Aslında öyle çok şeyden korkuyorum ki, bunları okuyan birisi beni gördüğünde sanırım çok şaşırırdı. Bu büyük cüssenin içinde, kenarda bir yerlerde sıkışmış kalbimi ellerine bırakma cesaretini göstereceğim şahıs için kocaman bir süpriz. Korkuyorum, mesela yalnızlıktan ama yalnız kaldığım-kalacağım yıllar için, en çok ihtiyaç duyduğumda yanımda olmayan güzel insanlar için, harcanması gereken zaman için, kavuşulması gereken bir vatan için, sabahları telefon sesiyle uyanmamak için, en azından güzel bir günaydın duyamamak için, yalnızca ve sessizce bir söğüt gölgesinde acı bir klarnet dinleyememek için, bütün yapmam gereken ama yapamadıklarım için, gücümün yetmediği, elimde olmayan şeyler için, sevdiğim herkes için korkuyorum. Belki bir gün yazmaktan vazgeçerim için bir de kavuşamadığım için korkuyorum. Bir çocuk gibi masum, sessiz, sensiz…

Yorumsuz

Ben nahnu‘da gördüm, linki takip ettim ve severek takip ettiğim Ali Sarı‘nın Blog’una ulaştım, kimseye sormadan da buraya koydum. Sonuna kadar protesto hakkımı kullanıyorum, hem bu dünya da hem aslında… Nahnu’nun, Ali Sarı’nın ve özellikle Cem Kızıltuğ’un affına sığınarak…

Teresa

Güzel Bir Gün

Bazı anlar var ki hayatta, insan yaşamın tadına varıyor. Bu elbette ki etrafında gerçek dost diyebileceğin, sonuna kadar güvenebileceğin, zor anında yanında olan, hayatın acısını tatlısını paylaşabileceiğin yani hayat ortağı olabileceğin insanlarla oluyor. Sevmek gerekiyor birde, hani karşılık beklemeden. Hep beraber olmak isteyebileceğin güzel insanların etrafında olması, sevgilerini dile getirmeleri mesela sıcak bir bakış ya da tatlı bir söz olarak. Sonra anlıyor insan hayatı, dostluğu, kardeşliği. Aslında böyle bir durumda ki bana sık sık oluyor (kardeşlerim sağolsun) anlatılması gerekenleri kelimelerle ifade etmek gerçekten çok zor ama hiç bir şey söylemezsem de bu anın tadı çıkmayacak. Hayatımdaki bütün kötü şeylere rağmen yanımda olmasını istediğim bütün insanların hayatlarının güzel yerlerine beni koymaları bambaşka bir duygu. Sevilmek güzel şey, hele bunu bilmek daha da güzel…

STOÇ Yönetim Kurulu Başkanı

Bazen insanlar sahip oldukları büyük gıcıklık birikimlerini bunun gibi resimleri, dürüm yemeyi çok özleyen ve dürüm yemek için bir 11 ay (belki daha da fazla) beklemek zorunda olan kendi halinde zavallılara yollamak suretiyle gıcıklıklarını adilik derecesine getirebiliyorlar. Her ne kadar en çok özlenen şey dürüm olmasa da ortada bir dürüme duyulması gereken özlemden çok fazlaca bir özlem olduğu çok açık. Bu gibi ince konularda yapılabilinecek bütün adiliği benden eksik etmeyen canım kardeşime buradan şükranlarımı sunar başkanın annesinin ellerinden öperim.

Öylesine

Yaşamak. Tadına aile ile dostlar ile varılası o değişik varlık şekli. Farkına varmadan geçen zaman küfrettiğinde garipsediğin hayatın ta kendisi işte. Belki yazarak, belki duyarak, belki de sadece dokunarak geçen bir ömrün insana bıraktığı o garip yalnızlık. Vaktinde boşluğa bırakılmış bütün dakikaların acısını bir güne toplamak için istemsizce atan bir kalp, yalnız. Ve bazen yalnızlığın tadına varıp, hiç bir şekilde hiç kimseyi istemeden, etrafında olup bitene misafir olarak bakan gözlerden gelen iki damlada bulunmuş o garip hüzünde saklı bir tuhaf durum. İnce bir şarkıda kayıp gözlerden dalabilmek derinlere belkide. Kimsenin bilemediği, kimsenin olamadığı ve aydınlıkta görünemeyen, gördüklerini anlattığında karşındaki tarafından net olarak anlaşılamayan ama bunda senin hiç bir suçunun olmadığı ayrılık ezgisi. Vakti gelince yaşanılası hayat, bir uzaktan başka bir uzağa…

Sayfa 1 / 11