Mektup

Buralarda zaman kavramı yok artık, onun için rahat rahat oturabilirim yıldızların altında, sabah kalkma derdi olmadan. En azından dalgalar ne zaman istersen o zaman uyanacağım, bir çalar saatın sesini duymadan yani. Bırak artık yazayım sana rahat rahat bunca yıldır ne kaçırdığımızı ve bundan sonra neler kaçıracağımızı.

Aslında bu mektubu yazmak için çok geç kaldım ama içine mektubu koyacağım şişe ancak vurdu benim sahilime. Evet, adadayım, etrafım denizlerle kaplı, durgun. Ne kadar garip değilmi, kaderde yazılanlar için bir şekilde herşey organize olarak çalışabiliyor engel olabilmek için. Şimdi buradayım, uzakta, sensiz ve kırılgan. Kimbilir belki zaman onarır beni, aynı daha çok kırmayı başardığı gibi.

İnsan işte, garip varlık. Vaktinde hiç birşeyin kıymetini anlayamıyoruz, anladığımızda iş işten çoktan geçmiş oluyor hep. Her günü sanki yeniden yaşayacakmışız gibi yaşıyoruz hep, sabahları bir “günaydın”ı esirgiyoruz mesela, içimizi ısıtan, sanki yarın sabah bu hayata gözlerimizi açabileceğimizden eminmişiz gibi. Hiç acımıyoruz elimizdekileri harcarken, düşünmüyoruz bile. Vaktin geleceğini de hiç tahmin etmemiştik. Biz değilmiydik bilmemize rağmen geleceğini birşeylerin vakti, geldiğinde şaşırabilen ve hatta buna yıkılabilen.

Hayattaki yıkıntılar hiç bitmiyor, güzelliklerin ya da sevinilesilerin hiç bitmediği gibi. Ama nedense hep kötü şeyler kalıyor insanın hayatında. Hatırlayamıyor kolay kolay geçen bütün güzel şeyleri, tadına varılan o güzel anları. Vakit geç oldu diyor gözler, bir türlü karşıya bakamayan, baktıkları nokta yeri 20 cm geçemeyen gözler. Nedeni belli; kullanılması gerektiğinde gerektiği gibi kullanılamamış zaman. Hani herşeyi suçlayacak yapıya sahibiz ya, benim suçlumda zaman olsun.

Zaman, bir varmış bir yokmuş aslında. Kimbilir belkide hiç yoktu olamayacağı yerde, sokak aralarında, küçük bir evin soğuk odasında ya da bir deniz kenarında, hani bütün güzelliklerin yaşandığı yerlerde yani. Bügünden bakınca takvim yapraklarına, ya da yazılmış mektupların sağ üst köşelerine ancak hatırlıyor insan zamanın neresinde olduğunu ve bulunduğu yerin acımasızlığını dahada bir hissettiriyor yalnızlık. Bırakmıyor yakasını yaşanmış güzellikler, kimbilir belkide cazip gelen bir tek anın büyüsü o akılda kalan, yürekte olan.

Hayata dair biraz plan yapmak lazımdı düşmeden önce. Dediğim gibi bunu da biraz geç farkettik, yani iş işten geçtikten sonra. Artık plan yapacak tek şey var hayatta, yazmak. Sana yazmak mesela doya doya bakarken kağıda kaleme, bunların eline geçip geçmeyeceğini bile bilmeden içimden gelenleri, söylemem gerekenleri, yazılması şart olanları ve bilmek isteyebileceklerini ve artık yandığını kalan bütün gemilerin.

0 Responses to “Mektup”


  1. bir şey söyleyememişler

Leave a Reply