Vakit, Sevgi, Hayat

Ne kadar sever bir insan, ne kadar acır içi hiç çıkmamacasına kör kuyulardan. Ve ne zaman biter bu mahkumluk hayatın kendisine dair. Sevmek için neleri göze alabilir acaba. Mesela ölür mü, ya da yaşar mı? Hangisinin daha değerli olduğunu ne zaman anlar ya da. Vakti gelince dili tutulur mu mesela güneşli bir havada gölgesinden ayrılabilir mi? Zamansızlığın ne demek olduğunu, bir kol saatimi anlatır yıllardır takamadığı yoksa zamanın kendisi midir karanlıklarda, en çok ihtiyaç duyulduğunda güneşe? Bir tatil beldesinde mi bırakır sevdiğini ya da beklenmesi gereken yerde midir sessizce geçmesi gereken günleri bekleyen?

Sorduğun sorular kadar insansındır, bulduğun cevaplar kadar yanıtsız sorularına. Artık soru sormak istemiyorum mesela, yanıtını bildiğim ama kudretin sınırlarında dolaştığım cevapsızlığım yüzünden. Aslında artık sorulacak soru da kalmadı, bir yerlerde bekleyen de. Böyle geçmemesi gerekir bu ömrün, sonu böyle gelmez bu işin. Herşeyin bir yazgısı olduğunu da biliyorum ama bu yazgının birazda insanın elinde olduğunu da. Yazılmışların vakti gelince olacağının da farkındayım, kendime söylediğim yalanların da. Bakınca geriye göremiyorum artık kötü birşey, gelecekte görünmeyen güzel şeyler gibi.

Biliyorum az kaldı. Biliyorum, geliyorum.

0 Responses to “Vakit, Sevgi, Hayat”


  1. bir şey söyleyememişler

Leave a Reply