Koca Çınar

Olmadı. Olamadı belkide… Kim bilir, kim söyler. Gören de olmadı, duyanda, bilen zaten yoktu. Dümdüz ovanın ortasında yalnız başına yaşayan o heybetli o koca ağaca bile sormamıştılar. Dahası nereden bilebilecektiler ki. Görmek lazımdı gecenin o kör karanlığında, ay ışına aşık olan o söğüte. Oysa ki gölgesinde her daim iki sevgili barındırsın diye yaratılmıştı, belliydi. Aşıklarda yalnız bırakmıştı. Acıydı işte…

Gözüne bulut kaçmıştı yine bütün nemini yapraklarına bırakıp gitmişti işte. Hafiften bir rüzgar esse ağlaması duyulmayacaktı. Bulamamıştı nedenini, yalnızlığının. Hep mi yalnızdı, yani doğuştan, yani olması gerektiği gibi. Çözememişti işte. Yatamıyordu geceleri, ayın güzelliğine hasretle bakarken gözlerine bir türlü girmiyordu uykunun damlası. Belki birgün keşkesinden ayrılıp boşverlere giderdi, belki de sadece yokluğu bir kenara bırakıp bulutlara kızacaktı, güneşe kızdığından çok…

Tadına varmak lazımdı elde olanın, ve elde olan bir ucunda küçük tepeler, diğer ucunda o uçsuz bucaksız deniz. Maviyi kıskanmaya sebepti ama hiçbir zaman da sahip olduğu yeşilden şikayetçi olmayan o koca çınardı yine acısını karanlığa gömen. Sabitti. Gidemiyordu sevdiğine, sevdiğinin kendini beklemediğini de biliyordu. Onunkisi böyle birşeydi. Karşılıksız, hiçbir şey beklemeden yaşanılan, yaşatılan. Zorunlulukların aşkı bağlamadığı bir sevgi. Acı dolu, umarsız…

0 Responses to “Koca Çınar”


  1. bir şey söyleyememişler

Leave a Reply