Buraya gelirken uçakta ekranda uçağın o anki pozisyonunu gösteren bir harita vardı. Sanırım hayatımın en büyük “koyma” noktalarından birisi o haritada gizliydi. Uçak Türkiye sınırından çıkınca anladım gurbetin ne olduğunu. Hani herkesin hayatında vardır böyle anlar. O küçük kılıcım söyler hani, yanan ateşin büyüklüğünü. Nedense bende çok var böyle anlar. Büyük sonuçları bağladığım küçük olaylar. Sonuçta küçük ve büyük arasında ki ilişki sadece sıralama ilişkisi olsa da küçükten da büyükten ettiğim kadar nefret ettim hep. Dedim ya benim hayatımda böyle anlar çoktur. Bunların hiçbirisinin içinde “keşke” yoktur. Keşkeler için ayrı bir sayfa var hayatımda; “koyma” sayfasından kısa değil de üstelik. Ve sanırım iki sayfanında sonunda “nokta” eksik, belki bir gün tamamlanır diye beklenenen bir hayata dair…
Monthly Archive for Aralık, 2005
Kapat gözlerini kimse görmesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Gözlerin kimseye ümit vermesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Seni öyle sevdim, ölürcesine
Tanrı’nın yazdığı şiircesine
İçinden geçeriz bilircesine
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Ay’dan bakmak dünyaya, nasıl olurdu acaba. Bir kraterin ucundan dalmak maviliklere. Biraz uzak olacak bütün sevdiklerine ama yine de değerdi galiba. Elbette ki kalıcı olmasın. Sanırım oradan bakınca buraya az çok kıtalar belli oluyordur, oradan da az çok bulunduğun yeri bulurdum. Sonra o derin sessizlikte oturup seyretmek var birde seni. Ne kadar uzak o kadar iyi sanki. Ya da ne kadar uzak o kadar yakın, eskiden olduğu gibi. Garip olan ise, şimdi hissettiğim yalnızlığın orada hissedeceğimin yanında kocaman bir hiç olarak oturacağı yüreğime. Düşünsene koca mekan senin, yalnızca sen varsın, oturmuşsun sigaranı içiyorsun. Sevdiğin herkes dünyada. Ve sen bilmem ne kadar uzaktan bakıyorsun onlara, hiç dokunamamacasına seyrederken derin maviliği…
Sevmek… Birşeyler beklemeden, karşılıksız dediklerinden. Bütün dünyayı arkana alıp, bütün herşeyi geride bırakıp, yalnızca sevgine adamak kendini. Gözünden okumak dünyanın ederini ağlamadığın zamanlarda. Gökyüzüne baktığında görmek onu bulutlarda ve yeryüzünde zaten hep karşında duran o garip varlığa hissettiklerin. Olamaz, aşk bu kadar güzel olamaz. Sonuna kadar dayanamaz, sevginin karşılıksızlığa dayanabildiği kadar. Ama vakti gelince bırakıp gitmez sevgi, ölmez.
Seni üzecek sevdiğin, bu dünyadaki bütün insanların yaptığı gibi. Ama bu seferki farklı olacak, her seferinde bir yanını acıtıp geçen ve geriye döndüğünde derin bir iz bırakan bir yara gibi bekleyecek seni hayatın farklı köşelerinde. Döner dönmez karşına çıkacak, hatırını soracak hemen. Dilin tutulacak mesela, bir sessiz harf bile çıkmayacak ağzından, önceki söylenmiş sözlere inat. Gözlerin konuşacak sadece ve anlatacaklar bütün olup biteni inceden bir sessizlikle karşında duran güzelliğe.
Sevgi işte, sözlerin yetmediği yerde gözlerin yeterliliğinden faydalanan aşkın üst basamağı. Aşkın sözlere sığdırılabilirliğine inat, o derin bakışlarda gizlenen bütün anlamların ortaya çıkma sebebi. Bir bakışta yakabilen birilerinin içini, bir bakışta dünyayı ayaklarına getirebilen bir garibin ve yine bir bakışta üstüne çıkarabilen bir bulutun, sessizce. Sevgi bu, karşılıksız…
Kendini kaybetmiş gecenin hüznüne sığınmış
Soğuktan acıyan ellerine
Ve sana sarılmak için yapılmış
Ayışığından bir yorgan
Dokunduğunda hissetmiştim
Gecenin büyüsü zaten sende gizliydi
Etkisinde kaldığım gözlerinden anlaşılan
Gözüne bulut kaçmıştı yine bütün nemini yapraklarına bırakıp gitmişti işte. Hafiften bir rüzgar esse ağlaması duyulmayacaktı. Bulamamıştı nedenini, yalnızlığının. Hep mi yalnızdı, yani doğuştan, yani olması gerektiği gibi. Çözememişti işte. Yatamıyordu geceleri, ayın güzelliğine hasretle bakarken gözlerine bir türlü girmiyordu uykunun damlası. Belki birgün keşkesinden ayrılıp boşverlere giderdi, belki de sadece yokluğu bir kenara bırakıp bulutlara kızacaktı, güneşe kızdığından çok…
Tadına varmak lazımdı elde olanın, ve elde olan bir ucunda küçük tepeler, diğer ucunda o uçsuz bucaksız deniz. Maviyi kıskanmaya sebepti ama hiçbir zaman da sahip olduğu yeşilden şikayetçi olmayan o koca çınardı yine acısını karanlığa gömen. Sabitti. Gidemiyordu sevdiğine, sevdiğinin kendini beklemediğini de biliyordu. Onunkisi böyle birşeydi. Karşılıksız, hiçbir şey beklemeden yaşanılan, yaşatılan. Zorunlulukların aşkı bağlamadığı bir sevgi. Acı dolu, umarsız…
Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz sensiz olmaz
Dengeye dönüşendir sevgi
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım
Bülent Ortaçgil
Umarım iyisindir ve umarım herşey yolundadır. Neden hala rüyalarımdasın ve neden benden yardım istiyorsun, gerçek hayatta yapmayacağın gibi. Elbetteki elimden geleni yaparım senin için ama … Hani derler ya rüyalar bilinçaltından gelir diye bu son zamanlardakiler hiç öyle değil. Bilinçaltı rüylarım da oldu ama bu seferkiler benden değil senden. Garip garip bakıyordun gözlerime, derinlerde kalmıştın, çok bunalmış. İnşallah gerçekte öyle değilsindir…
Bugün bir yaşam daha kayıp gitti bir annenin ellerinden. Her gün, her gün doğumu, her gün batımı olduğu gibi bugün bir hayat daha bir hatanın kurbanı oldu. Belki olması gereken buydu belki yaşanmaması gereken ama artık bir evlat daha yok bu dünyada. Hiç tanımadım bu sefer gideni daha nice tanımadıklarım gibi. Gazetelerin ilk sayfası onundu bugün. Ülkemdemki bir dolu habere onun ülkesindeki bu önemli haber karıştırılmadı. O da sıradandı, bitmesi gerekiyordu, bitti, sessiz sedasız. Belliki yaşanılması gereken bir hatanın bedeli bu sefer ağırdı.
Annesinin son defa sarılmasına izin verilmişti. Son kez koklamasına, son kez dokunmasına. Bunca yaşam yitip giderken karanlık gündüz vakitlerinde, onunkisi gün ışığına bırakılmıştı ve son kez görebilmişti güneşin sessiz doğuşunu. Hiç anne olmadım, olamayacağımda ama bir annenin çaresiz kalışını, biriciğinin ellerinden kayıp gidişini anlayamamak gibi bir lüks de yok ortalıkta. Varsa şayet buda anlayamayanların ayıbı olsun. Düşünsenize, kendinizi o annenin yerine koyun; evladınız 20 küsür yıldır bütün enerjinizi harcadığınız varlık yarın sabah asılacak. Ve bir daha sıcak doğmayacak güneş, aydınlatmayacak ay ortalığı bir daha.
Anlamak zor…


