Gün artık 5:30 gibi ağarmaya başladı buralarda, aklımda hala eskiden kalma ince ışık. Aslında şimdi İzmir’de olmak isterdim, bıraktım Türkiye’yi size. Canım sahilde yürümek istedi, şöyle Üçkuyular’dan başlayıp Alsancak’a kadar sessizce yürüsem, baksam denize sakin sakin. Hatta kulağımda da hafiften bir türkü olsun, dilimde, içimde. Ritmi arada yükselsin arada dinsin. Yani diyorum ki mutluluk versin minör den çalsın arada. Adımlarım sakin olsun, kendimde kaybolayım hiç kaybolamadığım kadar biryerlerde. Hatta hava da ılık olsun ama hafiften essin rüzgar, yalnız bırakmasın beni.
Bir adım, bir adım daha sonra bir daha. Saymayı bırakayım 18.041.996′dan sonra. Tutmayayım dalgaları bir daha. Sonra şöyle bir baksam Karşıyaka’ya uzun uzun. Hissederken tatlı sert sabah rüzgarını yüzümde, kimsecikler olmasın sokaklarda ve bakmasın olmayanlar benim baktığım yerlere. Düşünsem sonra tekrar tekrar, ne tarafa yürümek gerektiğine dair. Karasızlığım orada da bırmaksa peşimi, gelse benimle aklımın gidebildiği her yere. Sonra yola çıkmadan önce versem kararımı, daha doğrusu verdiğim kararın doğruluğunu yoldayken tartmasam. Yani sizin anlayacağınız yine “keşke” yine kimseye söyle(ye)mediğim ucu açık pişmanlıklarım. En azından deniz var desem, bakarken kibrit çöpüne. Mesela güneş doğsa sonra ve mutlu olsam mesela yanmayan ucundan tuttuğum kibritin yanmayan tarafını da ısıttığına.
Karar versem sonra, kesin, geri dönmek lazım desem, başladığım noktaya. Sanki orası daha bir sıcak, güneşe daha bir yakın. Duymuştum ki zaten, Gülay çalıyordu orada, aynı Şebnem Ferah gibi yani. Hani ikiside özdeşleşmiştiler İzmir ile, taa Ankara’dan sonra. Ankara’da aynı tadı vermiyordular ve işin ilginci İzmir’de de tad farklıydı ve iki şehirdeki iki farklı tad, iki şehir arasındaki o uzun yoldan daha da farklıydı. En güzeli tabiki aradaydı, neyin nerede olduğu belli olmayan o garip dünyamda. İşte o an daha iyi anlamıştım, müziğin kaynağı duyulması gereken yerde değildi. Ama olsundu, benim yine de o tarafa yürümem lazımdı ve yürüyordüm da zaten.
Ve ondan sonra hiç ulaşamadım ulaşmak istediğim noktalara. Denizleri bile birbirine değmeyecek kadar uzak olan bir ülkede, sıcak bir Kasım sabahı hayal kurmakla yetindim. Ama hayalimde umut vardı. Gülay derken “dostum dostum” diye, döktüm içimi yine bir kibrit kutusuna. Ses buradan geliyordu, yani ulaşılması gereken nokta yine değişmişti, önceki bütün değişmezliğine rağmen. Hala sıcaktı, hala güzel ve hala aklımdaydı o anın özelliği. Kendimi kaybetmiştim seni bulduğum yerde ve gidilmesi gereken yere gelmiştim bir diğerinden kaçarken yine…
0 Responses to “Neresindeyim”
Leave a Reply